Konuşmasında, özellikle yerel dilin yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda geçmişten bugüne aktarılan bir yaşam biçimi olduğunu vurgulayan Kantarcı, Malatya ağzıyla kaleme aldığı metinlerin ardındaki düşünceyi anlattı. Bu kapsamda, büyük ilgi gören ve dinleyenleri geçmişe götüren “Zöhrana’dan mektup” adlı metinden bölümler okudu. Kantarcı, bu metni pandemi döneminde yazdığını, rahmetli babaannesinin dili ve üslubundan ilham aldığını belirterek, anlatının aslında Anadolu insanının zor zamanlardaki sabrını, mizahını ve dayanışma ruhunu yansıttığını ifade etti.

Programda metni kısmen ve olduğu gibi paylaşan Kantarcı, Malatya ağzının zenginliğini şu ifadelerle dile getirdi:

“Gözümün nuru, Arıstağımızın hezeni, Çağam. Gadaları dağlara gidesice… Nasılsın, iyi misin? İyi olmanı Cenab-ı Allah’tan dilerim. Halın keyfin nasıl? İnşallah iyidir, Çağam. Bizi soracak olursan, hamdolsun iyiyiz ki… Huysuz baban iyi. Yengelerin iyi… Ana kurban verene, seni çok özledik, gözümüzde tütüyorsun. Gitmeyin anam, kalabalığa girmeyin bacım dediysem de dinlemediler… Bana çunmayın ölem, çor düştü memlekete… Sen sana mügayet ol, emmi çağam.”

Kantarcı, bu satırların bir edebi metinden çok daha fazlasını ifade ettiğini belirterek, her kelimenin bir dönemin sosyolojik yapısını, aile ilişkilerini, komşuluk kültürünü ve gündelik hayat pratiklerini yansıttığını dile getirdi. Malatya ağzında kullanılan deyimlerin ve kelimelerin, halkın dünyaya bakışını doğrudan yansıttığını söyleyen Kantarcı, bu dilin kaybolmasının, belleğin de kaybolması anlamına geleceğine dikkat çekti.

Konuşmasının devamında Kantarcı, metinde geçen bazı yöresel kelimelerin anlamlarını da izleyicilerle paylaştı. “Çunmak” kelimesinin ayıplamak ve eleştirmek anlamına geldiğini, “eyem”in anne, “deybeyah”ın bazı yörelerde kayınbirader için kullanıldığını, “malkuta”nın ise yöresel bir yemek türü olduğunu aktardı. Bu kelimelerin, günlük hayatın içinden süzülerek dile yerleştiğini ifade eden Kantarcı, sözlü kültürün yazıya aktarılmasının önemini vurguladı.

Kantarcı kendi kaleme aldığı yazıda geçen Malatya kelimelerine şöyle temas etti:

"Mesela, bir Zöhrana'dan mektup var diye bir şey yazmıştım. Zöhrana da benim babaannemdir, rahmetli oldu. Mesela, Gözümün nuru, Arıstağımızın hezeni, Çağam. Gadaları dağlara gidesice, Nasılsın? İyi misin? İyi olmanı Cenab-ı Allah'tan dilerim. Halın keyfin nasıl? İnşallah iyidir, Çağam. Bizi soracak olursan, hamdolsun, iyiyiz ki. Huysuz baban iyi. Yengelerin iyi. Dayına boş iyi. Amin yanpeş Bekir iyi, Çiyan Veysel iyi. Amin arvatları, kemçük ağızlı, gıllik emoş. Zibillik Fahriye iyi. Ana kurban verene, seni çok özledik, gözümüzde tütüyorsun. Kurban olduğum Him komşumuz. Azat bibinin gaynının torunu evleniyordu. Bizi de düğüne çağırdılar ama biz gitmedik. Gitmeyin anam, kalabalığa girmeyin bacım, demişsem de dinlemediler. Parım gidesiniz, maskenizi takın da gidin." Dedim, bunu korona zamanında yazmıştım. "Sehlükler" düğüne gitmişler. Düğüne gitmişler. Orada düğün tülbünü, aş yağlı pirinç pilavını gaşıklamışlar. Mıttık yiyesiceler. Şimdi Cavit mi, Cevit mi, ne gızı kurtlar ondan oldular. Azat bibinden gişisi. Tuz çevirdiler, kurşun döktüler. İkisi de deybeyah hastaneye kaldırdılar. Allah beterinden saklaya, daha neler göreceğiz, neler? Bana çunmayın ölem, çor düştü memlekete. Dert yapışasıca. Torpağıma gidesice. Tatarkamına tutulasıca. Bula bula fakara Azat'tan Hacı dayım mı buldun? Gidişin ola da gel işin olmaya bele ki. Sen sana mügayet ol, emmi çağam." Eeyem nasıl oralarda? Eeyem soğudu burada. Buyacağız neredeyse. eyem soğuyunca bıcıklər, gıdıklər, tohlular, tosunlar, culuklar ahırlara girdiler. Ortalık mis gibi ahbın kokmaya başladı. Değirmene kalktık, zarhayı, gilgili, hızneye attık. Hızla 2 şaka et alıp kavurmayı gakırdağa yaptık. Tandır ekmeğini yukarıya pişirdik, pendiri bastık. Aş yağını erittik, kefini çıkardık. Domates, biber ve erik ekmeklerini de yaptık. Soğanla patatesi de musanderiye koyduk. Samut da bastık. Çok şükür. Allah ağızda dinlen yemeyi nasip etsin. Sobaları kurduk. Egişi, tavşanayağını yerine koyduk. Sobanın kapengini açmamışım. Elbak, duman oldu. Töremiyeseci baban beni her gün havkalıyı. Şarmutaları görünce el halim artık beni beğenmiyor, çağam. Beni zaklanıyı. Bervelik boynumdan çıkmı ki çağam. Geçen gün sakosunu yudum. İyice hırçık olmuş. Gopçalarını diktim. Göncü yünü güve yemişti. Kıyameti kopardı. Anam senin cebini kim görür dediysem de o ayınamadı. Bağırdı, çağırdı. Silepçe mi de getirmedin, yüzümü de yuyamadım diye iyice herzlendi. Bizi kolu komşuya malamat etme. Harigini ayağına geçirdi, kapıyı çarptı, çıktı. Gece yarısı aseslerin süpürgeleriyle beraber eve geldi. Neyse, sen kafana takma çağam. Gople gitsin. Kendine dikkat et. Üşüme, üşütme. Kalın giy. Gopçalarını açma, sakonunu çıkartma, emi çağam. Baban, bugün pıt pıtla fış fış istedi. Dün öğlene de göbelekten yumru köfte istedi. Öğlene pıt pıt pişirdim. Akşamı da malkuta. Tavatur bir malkut oldu. Kişnişi döküp üstüne de tuzlu, aş yağını döktüm. Haftar babam, üç terpoş yedi. İnek tasıyla da ayranı içti. Yavaş iç dedim, dinlemedi, hırteyin de kaldı. Az etti öle. Şimdi tokmaladı. Makatta malameyit yatıyor. Gişi, kişi yani insan demektir. Eşi ve kocası bildiğimiz karı koca anlamındadır. Deybeyah (ya da deybe yah) bazı yörelerde kayınbirader için kullanılır. Emin ve demin kelimeleri “az önce” anlamına gelir. Çunmak; ayıplamak, kınamak, eleştirmek demektir. “Bana çunmayın” ifadesi “beni ayıplamayın, beni eleştirmeyin” anlamındadır ve bazen beddua gibi de söylenir. Dert yapışasıca hafif bir bedduadır. Eyem, annem demektir. Hava buyacağız denildiğinde havanın bozacağı ya da soğuyacağı kastedilir. Donmak soğuktan zarar görmek anlamındadır. Zarha, zorla veya güçlükle demektir. Kışlık buğday ve mısır, kış için ayrılan erzaklardır. Gilgil bazı yörelerde tahıl veya bakliyat anlamında kullanılır. Hızna ya da kiler, erzak odasıdır. Eskiden et yarım gövde halinde alınırdı ifadesi, kasaptan yarım hayvan alındığını anlatır. Pendir ekmek, peynir ekmektir ve geçimlik yiyeceği ifade eder. Musandere, yerden yüksek yapılan erzak dolabı veya depodur. Eğiş, saplı süpürge anlamına gelir; çöp süpürgesi de aynı şekilde süpürgedir. Kavkalamak, dövmek ya da sert şekilde eleştirmek demektir. Şamurta, hafifmeşrep kadın anlamında argo bir sözdür. Zaklanmak, dalga geçmek ve alay etmek demektir. Göncü, deri işi yapan kişi ya da kalın deri anlamına gelir. Palto, kaban demektir; çebi ise cep anlamındadır. Ases, bekçi ya da gece bekçisidir. Fışfış bazı yörelerde tatlı içecek ya da şerbet için söylenir. Malkuta, etli bir yemek türüdür. Haftar ise çok yiyen, obur kişi anlamına gelir."

Atilla Kantarcı ise Malatya ağzının ve kültürel hafızanın korunmasının bir sorumluluk olduğunu vurgulayarak, bu dili ve yaşam biçimini kayıt altına almaya devam edeceğini dile getirdi. Kantarcı,

“Bu kelimeler bizim kimliğimizdir. Onları yaşatmak, geçmişle bağımızı diri tutmaktır”

ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.

Muhabir: HÜSEYİN KOCAMAN