Malatya Sonmanşet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Sinem Hatun Davut’un sunduğu BUSABAH TV ekranlarında yayınlanan “Haftanın Nabzı” programına İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Pekdemir konuk oldu. Pekdemir, programda Sinem Hatun Davut ve Yenimalatya.com.tr muhabiri Onay Ozan’ın sorularını yanıtladı. Programda İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Pekdemir, kalp ve damar hastalıkları, kalp krizi, bypass, stent tedavisi, genetik risk faktörleri, sigara ve sporun kalp sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Pekdemir, günümüzde gelişen tıbbi teknolojiyle birlikte kalp ve damar hastalıklarının tedavisinde önemli değişiklikler yaşandığını belirterek, geçmişte cerrahi yöntemlerle gerçekleştirilen birçok müdahalenin artık stent ve benzeri yöntemlerle yapılabildiğini söyledi.

BYPASS ORANI CİDDİ ŞEKİLDE AZALDI

Kalp damar hastalıklarının tedavisinde teknolojinin büyük bir ilerleme kaydettiğini ifade eden Pekdemir, bypass ameliyatlarının geçmişe oranla ciddi şekilde azaldığını belirtti. Pekdemir, “Şöyle; bu baypas ameliyatları eski oranla azaldı. Yani eskiden yüzde 90 oranında azaldı diyebilirim. Baypas ameliyatı, yani bugün baypas yapılan hastaların çoğuna bugün stentle müdahale edebiliyoruz” dedi. Geçmişte tamamen cerrahi yöntemlerle tedavi edilen bazı damar hastalıklarında da artık stent teknolojilerinin kullanıldığını belirten Pekdemir, kalp kapakları ve kalpteki deliklerin tedavisinde de önemli gelişmeler yaşandığını söyledi. Pekdemir, “Periferik arter hastalığı dediğimiz, aort anevrizması dediğimiz, eskiden tamamen cerrahi kabul ettiğimiz, hiç dokunulmayan şeyler şu anda greft stentlerle tedavi edilebiliyor” ifadelerini kullandı. Kalpteki deliklerin de artık kalp açılmadan kapatılabildiğini belirten Pekdemir, “Kalbin delikleri eskiden mutlaka ameliyata girerdi, şu anda şemsiye yöntemiyle 15-20 yıldır kalbi açmadan girip o kalbin içerisindeki anatomik defekti, anatomik deliği kapatabiliyoruz” şeklinde konuştu.

“ALTIN SAATLERİ KAYBETMEYİN”

Kalp krizinde en önemli konunun erken müdahale olduğunu vurgulayan Pekdemir, hastanın hastaneye ulaştıktan sonra mümkün olan en kısa sürede anjiyoya alınması gerektiğini söyledi. Pekdemir, “Çünkü primer PTCA dediğimiz, hasta ambulansa bindiği zaman altın saatler, özellikle kalp krizinin başlangıcından damar açılıncaya kadar geçen süreye biz 'altın saatler' diyoruz. Ne kadar damarı erken açarsanız kalp dokusunu o kadar kurtarıyorsunuz” sözlerine yer verdi. Turgut Özal Tıp Merkezi olarak kalp krizlerinde hızlı müdahale konusunda uzun yıllardır hizmet verdiklerini belirten Pekdemir, “Bu yüzden ambulansla hastaneye girdikten sonra ilk bir saat içerisinde siz anjiyoya alabilmelisiniz. Onu Türkiye'de neredeyse ilk başlatan kurumlardan biriyiz. 30 yıldır bizim burada kurulduğundan beri hasta kalp kriziyle geldiği zaman ilk bir saat içerisinde hasta anjiyo masasına yatar ve damarı açılır. Altın saatleri kaybedilmez hastanın” diye konuştu.

“İKİ SAATİ GEÇTİKTEN SONRA KALP DOKUSU HASAR GÖRÜYOR”

Kalp damarının tıkanması durumunda geçen her dakikanın önem taşıdığını belirten Pekdemir, erken müdahalenin kalp dokusunun kurtarılması açısından kritik olduğunu söyledi. Pekdemir, “Bir kalp damarı tıkandığı zaman kalp dokusunu ilk bir saat içerisinde açtığınız zaman, 1-2 saat içerisinde kalp dokusu canlılığını geri kazanabiliyor. 2 saati geçtikten sonra ha 2 saat sonra aç, ha 10 gün sonra aç, ha bir yıl sonra aç... O kalp dokusu hasar görüyor, bir daha o canlı doku oluşmuyor” ifadelerine yer verdi. Göğüs ağrısının da önemli bir belirti olduğunu belirten Pekdemir, “Açık damar her zaman iyidir. Göğüste ağrı olduğu müddetçe canlılığı gösterir, canlı doku ağrır. Vücut dokusu canlılığını kaybetsin, ağrıyı üzerinden kaybeder” dedi. Pekdemir, kalp krizi geçiren bir hastada göğüs ağrısının kesilmesinin de dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, şöyle konuştu: “Göğüs ağrısı kalp krizi geçiren bir hastada kesilmişse ya damar açılmıştır kendiliğinden ya da orada canlı doku kalmamıştır.”

Kalp krizi sonrası hastaların takibinin büyük önem taşıdığını belirten Pekdemir, tedavinin stent takılmasıyla sona ermediğine dikkat çekti. “Bir stent koydurdu, bu işten kurtuldu yok. Bu bir süreç” diyen Pekdemir, kalp damar hastalığının devam eden bir süreç olduğunu söyledi.  Hastalara düzenli ilaç kullanımı ve kontroller konusunda bilgi verdiklerini belirten Pekdemir, “Damarın içerisine bir stent koyduktan sonra o aterosklerotik dediğimiz yaşlanma, damarın yaşlanma süreci, damarın tıkanma süreci bir hız da kazanıyor. O seviyeden sonra mutlaka kendi kendini kontrol etmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı. Pekdemir, stentin açık kalmasının yanı sıra yeni damar darlıklarının oluşmasını önlemenin daha önemli olduğunu vurguladı. “Konan stentin açık kalması önemli ama daha önemlisi sekonder koruma dediğimiz yeni darlıkların da oluşmasına engel olmak gerekiyor” diyen Pekdemir, bunun için düzenli ilaç tedavisi, şeker ve tansiyon kontrolü, obezitenin tedavisi ve sigaranın bırakılmasının büyük önem taşıdığını söyledi.

KALP KRİZİ SONRASI KONTROLLER AKSATILMAMALI

Kalp krizi geçiren hastaların belirli aralıklarla takip edilmesi gerektiğini belirten Pekdemir, kendi kliniklerinde düzenli kontrol programı uyguladıklarını ifade etti. Pekdemir, “Kontrollerini de mutlaka biz 1. ayda, 3. ayda, 6. ayda ve 1. yılda mutlaka kontrollerini yapıyoruz hastaların. Ondan sonra hastanın hastalığının yaygınlığına, stentin sayısına, beraberinde ek kalp probleminin olup olmamasına bağlı olarak 6 ayda bir kontroller halinde çağırıyoruz” sözlerini kullandı. Kalp krizi sonrasında rehabilitasyon konusunda eksiklikler bulunduğunu da kabul eden Pekdemir, hastaların hastalık süreci hakkında daha kapsamlı şekilde bilgilendirilmesi gerektiğini söyledi. Pekdemir, “Bizim en büyük eksiklerimizden bir tanesi rehabilitasyon” diyerek, hastaların eğitim alabileceği alanların ve bu konuda görev yapacak eğitim hemşirelerinin bulunmasının önemine dikkat çekti.

GENETİK FAKTÖR ÖNEMLİ AMA KADER DEĞİL

Kalp hastalıklarında genetik faktörün önemli bir risk unsuru olduğunu belirten Pekdemir, ancak yaşam tarzının da hastalığın ortaya çıkış yaşını etkilediğini söyledi. Pekdemir, yüzde 100 etkili. Yani bizim koroner arter hastalığı için değişmez faktörlerimiz vardır. Bu değişmez faktörlerin bir tanesi genetiktir. Genetiğinizi değiştiremiyorsunuz” ifadelerini kullandı. Ailesinde kalp hastalığı bulunan kişilerin diğer risk faktörlerine karşı daha dikkatli olması gerektiğini belirten Pekdemir, hipertansiyon, şeker, obezite ve yüksek kolesterol gibi sorunların yanı sıra sigara ve hareketsiz yaşamın da kalp hastalığını daha erken yaşlara çekebileceğini ifade etti. Pekdemir, “Genetiğinizde bu var ama siz iyi bir yüksek tansiyon kontrolü, obez değilsiniz, iyi bir egzersiz yapan hareketli bir insansınız, diyetinize dikkat ettiniz, sigara içmediniz; bu yaşı daha ileriye alıyorsunuz” dedi.

Sigaranın kalp ve damar hastalıklarındaki en önemli risk faktörlerinden biri olduğunu belirten Pekdemir, sigaranın yalnızca kalp damarlarını değil, vücuttaki diğer damarları da ciddi şekilde etkilediğini söyledi. Pekdemir, “Bizim kalp hastalarında majör faktörlerimizden bir tanesi. Ana faktörlerimizden bir tanesi” dedi. Özellikle gençlerde sigara kullanımına dikkat çeken Pekdemir, “Artık etkisi magazin bilgisi halinde, 4.000 tane toksinin olduğu herkesin bildiği bir şey. Yani bu konuda toplu alanlarda yasaklandı, güzel bir şey oldu” ifadelerini kullandı.

Kalp sağlığının korunmasında düzenli egzersizin önemli olduğunu belirten Pekdemir, vatandaşlara haftada en az 3-4 gün düzenli hareket etmelerini önerdi. Pekdemir, “Bizim en büyük önerdiğimiz spor şu: En az haftada 3 ya da 4 gün, 45 dakika-1 saat tempolu yürüyüş, bisiklet sürme, yüzme, kardiyo dediğimiz şeyin yapılması. Ve gün içerisinde de mutlaka yürümek, hareket etmek” dedi. Günlük yürüyüş konusunda da değerlendirmede bulunan Pekdemir şunları kaydetti: “Yani hafif tempolu bir şekilde bir saatlik yürüyüş ideal” ifadelerini kullandı. Düzenli hareketin vücudun genel metabolizması üzerinde de olumlu etkileri bulunduğunu belirten Pekdemir, şöyle konuştu: “Hareket ettiğiniz zaman metabolizmanız hızlanıyor. İnsülin direnciniz azalıyor, vücutta yağ yakıyorsunuz, yağ oranlarınız düzeliyor, tamamen vücudun metabolizmasını düzenliyorsunuz.”

HANİFE SARI