Malatya’nın en önemli geçim kaynağı olan ve Coğrafi İşaret Tescili almış Malatya Kayısısı’na yönelik önemli hususlara dikkat çeken Duruş Medya Genel Müdürü ve Gazeteci Güler Hazar Doğan Malatya’da kayısıya dair yaşanan son süreç ile ilgili önemli bilgileri köşe yazısına taşıdı.
“İKLİM KRİZİNE UYUMLU, BİLİM TEMELLİ ÇÖZÜMLER ARTIK BİR ZORUNLULUK HALİNE GELDİ”
Yayınladığı köşe yazısında Malatya’da yaşanan zirai don afetini ve uzmanların konu hakkındaki görüşlerine yer veren Güler Hazar Doğan “Önce neredeyse iki yıla yayılan ve halen olumsuz yöndeki etkileri devam eden pandemi, ardından 6 Şubat depremlerinin ölümcül yıkımı, bu da yetmemiş gibi bir de Nisan ayında yaşanan zirai don. Tüm bunlar Malatya’ya, Malatya halkına, Malatya ekonomisine, Malatya tarımına, tam anlamıyla bir “felaketler” geçidi yaşattı. Nerdeyse 5 yıla ulaşan bu “felaketler” geçidinde, Malatya ekonomisi, Malatya tarımı adeta yok olmakla karşı karşıya kaldı; şehir tüm bileşenleri ile diz çökmekle karşı karşıya kaldı. Son “felaket” olarak adlandırabileceğimiz Nisan ayındaki zirai don, “felaket”in 750 bini aşkın nüfusa sahip Malatya’nın genel ekonomisini değil, tüm kılcal damarlarına bile etki eden bir ekonomik yıkım yaşattığı her geçen gün daha fazla hissediliyor. Zirai donun vurduğu, yakıp yok ettiği kayısı varlığı, Malatya’da, kayısı ile ilişiksiz gibi görünen insanlar ve sektörler de dahil olmak üzere hemen herkesi ve her alanı çarpan etkisiyle negatif yönde etkisi altına aldı. İklim değişikliği kavramı son yıllarda gündelik hayatımızda sıklıkla kullanmaya başladığımız bir kavram oldu. Nisan ayında, Malatya’nın kayısısını yakıp yok etmekle birlikte umutlarını, yaşama sevincini, emeğini ve alın terini de yok eden zirai don da iklim değişikliği ile ilişkilendiriliyor ve tarımsal üretim ile iklim değişikliği ilişkisinde dengenin kurulabilmesi için alınması gereken tedbirleri konuşuyor bilim insanları. Malatya Turgut Özal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bayram Murat Asma, iklim değişikliğini de aşan bir şiddetle tarımsal üretimi vuran ve Türkiye’deki ilk örneği Malatya’daki kayısıyı yakıp yok etmekle ortaya çıkan “iklim kırbacı” kavramını Türkiye’de ilk defa kullanan ve duyuran bilim insanı olmuştu. İşte bu bu bağlamda, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi’nden Prof. Dr. Onur Saraçoğlu, meyvecilikte zirai dona karşı mücadele için bugüne değin çeşitli ölçeklerde deneyimlenen sisleme, dumanlama ve yağmurlama sistemlerinin yanı sıra çok dikkat çekici bir öneri daha sundu. Prof. Dr. Onur Saraçoğlu, geçtiğimiz hafta içinde yaptığı açıklamada, “Kısa süreli don olaylarına karşı, örtü altı meyveciliğin yaygınlaştırılmasının uzun vadede çözüm olabileceğini” dile getirdi. Saraçoğlu, “İklim krizine uyumlu, bilim temelli çözümler artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir” dedi” ifadelerine yer verdi.
“TÜM SEKTÖRLER KAYISIDAN ÇOK ŞEY KAZANDI AMA KAYISI İÇİN ÇOK AMA ÇOK AZ ŞEY YAPTI”
Köşe yazısında Malatya Kayısısı’na yönelik ciddi manada bir yatırım yapılmadığına vurgu yapan Güler Hazar Doğan, “Şimdi şunu vurgulamalıyım; Tokat GOP Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Onur Saraçoğlu’nun bu açıklamasını, özellikle de “Zirai dona karşı örtü altı meyveciliğin uzun vadede çözüm olabileceği” tezini, Malatya’da kayısı yetiştiriciliği ve kayısı sektörünün bilgi edinmesi için aktarmadım. Peki, ne için aktardım? Bu sırada, Malatya kayısısının iklimsel riskler de dahil Malatya kayısısının karşı karşıya bulunduğu tehlikeler karşısında güvenliğini sağlayacak, kurum ve kuruluşlar ne yapıyor sorusuna net bir cevap vermek için… Malatya, Malatya halkı, Malatyalı iş adamları, tarım sektörü, sanayi sektörü, tekstil sektörü, kuyumculuk sektörü, düğün sektörü… Ya da saymayı bırakalım, Malatya’da yaşayan hemen herkes ve tüm sektörler uzun yıllar boyu kayısıdan çok şey kazandı ama kayısı için çok ama çok az şey yaptı. Kayısı, Malatya’da halen 50 yıl öncesinin üretim ve satış teknikleri ile yönetiliyor. Kayısıcılık sektörü çuval kayısıcılığı yaparak milyon dolarlar kazanmak dışında hiçbir şey düşünmedi. Tek hedefi daha fazla para kazanmak oldu bu sektörün. Kayısıdan milyonlarca lira ya da milyonlarca dolar kazanan hiç kimse, Malatya’da kayısıcılığın çok daha iyi, çok daha güvenli ve düşük riskli bir ortamda yapılabilmesi için parmağını bile oynatmadı. Lafa gelince, hepsi kayısı aşığıdır; kayısı Malatya için her şeydir ama pratiğe gelince, aslında kayısı onlar için para kazanma aracı dışında hiçbir şeydir. Malatya’nın iktidarından muhalefetine siyasileri için de aynı şey geçerlidir. Seçimler öncesi gece – gündüz kayısıyı konuşur, seçimden sonra ise kayısı defteri kapanmıştır onlar için; ne zamana kadar? Bir başka seçim kampanyasına kadar. Malatya’nın sözde ticaretini, sanayisini yönettiğini, yönlendirdiğini iddia eden Malatya TSO, Malatya Ticaret Borsası, kayısının karşı karşıya kaldığı sorunların çözümü konusunda herhangi bir projeye sahip değildir. Malatya’da üyelerine yararlı beş kuruşluk bir iş bile üretmediği konusunda hemen herkesin hemfikir olduğu Ziraat Odalarını eleştirmek bile onlara değer vermek olacaktır. Bu yüzden onlar hakkında kelime israfına gerek yoktur. Yerel yönetimler de farksızdır; belediye başkanları için kayısı, Malatya’ya gelen Cumhurbaşkanı, bakanlar ve üst düzey yöneticilere sunulacak hediye olmak dışında onlar için hiçbir şey ifade etmez. Çok şey ifade ettiğini söylerler ama külliyen yalandır o sözler. Üniversitelerimiz de çok farklı değildir. Başta, Prof. Dr. Bayram Murat Asma’nın büyük özveriyle üretilmiş olan ve Malatya kayısısı için son derece büyük birikim oluşturan teorik ve pratik çalışmaları olmak üzere, birkaç bilim insanının kayısıya dair çalışmalarının dışında her iki üniversitemizdeki kayısıya dair araştırma merkezleri boştur, bomboştur. Valilik bünyesinde Kayısı Araştrıma ve Geliştirme Vakfı kurulmuştur ama oraya akan para kayısıya değil, kayısıyla ilişkisiz yerlere aktarılır. Gelelim kayısı üreticilerine; halk dalkavukluğu yapmadan anlatalım kısaca: Malatyalı kayısı üreticisi de az günahkâr değildir kayısı mevzusunda. Kayısı üreticisi hiçbir zaman kayısıdan para kazandığını söylemez; hep kayısıya harcadığını söyler. Hep şikâyetçidir kayısıdan; hep şikâyet eder kayısıyı… Ama kayısıdan da vaz geçemez. Çünkü özellikle son yıllarda zirai donun yaşandığı yıllar dışında kayısıdan hatırı sayılır para kazanır. Ama çiftçiye göre, kayısıdan para kazanmak mı? ‘Yok öyle bir şey’ derler. İnkar ederler, kayısının en bol olduğu yıllarda, kayısı ağacının dalları üzerindeki meyveden kırılırken, ‘yemeye bile yok’ derler. Bununla da kalmaz çiftçimiz, kayısıdan kazandığı parayı; kayısı bahçesinde üretim kalitesini yükseltmek bahçesini geliştirmek, toprağınız zenginleştirmek ve gençleştirmek, zirai dona karşı dayanıklı çeşitleriyle yenilemek yerine, kayısıdan kazandığı parayı son model otomobillere, depremle yerle bir olan 4+1’lere, 5+1’lere, faize, dolara yatırır, sonra bir güzel, yeniden kayısıyı şikayet etmek için yeniden lafa başlar. Ve tüm bu nedenlerle, geldiğimiz nokta, yaşadığımız günlerdir. Kayısı ile ilişkili herkes ve bütün sektörler kayısıdan çok şey kazanmıştır ama kayısıdan yüzbinler, milyon liralar, milyon dolarlar kazananlar kayısıya tek kuruşluk hizmet etmemiştir. Nokta. Fakat noktayı koymadan, burada bir kurumun hakkını teslim etmeliyim: Malatya basını ya da Malatya medyası eksiğiyle, fazlasıyla her daim Malatya kayısısının hizmetinde olmuştur. Çoğunun bir metrekarelik kayısı bahçesi olmasa bile Malatya’da medya mensupları; kayısının Malatya için anlam ve değerinin her zaman farkında olarak kayısı için yapılması gerekenleri sürekli biçimde seslendirmiş, hatta Malatyalı gazeteciler Malatya kayısısının bayraktarlığını yapmıştır. Öyle ki Malatya kayısısının Avrupa Birliği nezdinde coğrafi işaret tescili almasının başat aktörü de Malatya medyası olmuştur. Malatya medyasının baskı ve motivasyonu olmasa ne TSO ne de diğer kurum ve kuruluşların umurunda bile olmamıştır AB coğrafi tescili…” sözlerini kullandı.

MUHABİR: HANİFE SARI
