Malatya’ya ve ülke gündemine dair önemli konulara değinen Himayeye Muhtaç Yaşlılar Çocuklar ve Kadınlar Dayanışma Derneği (HİMYAÇ-DER) Genel Başkanı Ece Budan, dikkat çekici ifadelerde bulundu. Budan, huzurevleri, koruyucu aile ve okullardaki kıyafet düzenlemesine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
“ÖZEL HUZUREVLERİNİN DAHA DA YAYGINLAŞMASI LAZIM”
1985 yılında faaliyete geçen, 80’i normal bakım 20’si özel bakım olmak üzere, toplamda 100 kişilik kapasiteye sahip olan Malatya Huzurevi, yaşanan 6 Şubat depremlerinde hasar alarak kullanılamaz hale geldi. Akabinde de Vali Seddar Yavuz, yeni bir huzurevi için proje hazırlandığını duyurarak huzurevi yapımını iki hayırseverin üstlendiğini bildirdi. Ancak aradan geçen zamanla birlikte bu proje ile ilgili bir girişim ne basına ne de halka yansımadı. Konuyu değerlendiren ve huzurevi konusunda eksik kaldığımızı belirten Budan,
“Huzurevi tabii ki en büyük eksiğimizdi. Depremden sonra en büyük sıkıntımız ve eksiğimizdi. Kendi büyüklerimize, atalarımıza sahip çıkacağımız yerimiz yoktu açıkçası ve bence çok gecikti. Önceliği ona vermemiz gerekiyordu diye düşünüyorum. Ama bununla birlikte yeni bir huzurevimize kavuşuyoruz. Kıymetli bir iş adamımızın desteğiyle de yapılan bir huzurevimiz var. Kapasite olarak yeterli mi dersiniz? Bence Malatya için yeterli değil. Biz bölgede de araştırmalar yapıyoruz. Huzurevi konusunda Doğu ve Güneydoğu'da sıkıntılarımız var. Batıda bu konu daha yaygın ve şu an bizim çok üzülerek de olsa söylediğimiz kültürümüzdeki en önemli yozlaşmalardan biri artık aileler, gençler yaşlılarıyla yaşamak istemiyor, büyüklerle yaşamak istemiyorlar. Onun için huzurevleri çok önemli. Ben iş adamlarımıza veya ticarete yeni atılacak olan insanlara seslenmek istiyorum huzurevi hem gerçekten maddi olarak gelir elde edilecekleri bir yer hem de yaşlılarımıza çok büyük hizmet sunacakları bir alan. Bence özel huzurevlerinin daha da yaygınlaşması lazım. O kadar çok arayış içinde olan yaşlılarımız hatta 65 yaş artık buna çok meyillenmeye başladı. Devletin resmi huzurevlerinin dışında daha modernize edilmiş, kişilerin evi gibi rahat girip çıkabilecek, bir arkadaşını ziyaret edebilecek ama huzurevine geri dönebileceği, rahat yaşayabileceği, yani ev ortamını yaşayabileceği ama kendi yaşıtlarıyla birlikte güzel bir hayat sunabilecek özel huzurevlerine çok büyük ihtiyaç olduğunu düşünüyorum ve bunun teşvik edilmesi gerektiğine inanıyorum”
ifadelerine yer verdi.

“KORUYUCU AİLE MEVZUSU RANTA DÖNÜŞTÜ”
Koruyucu ailenin bir rant kapısına dönüştüğünü belirten ve bu konuda yetkililerce bir takım iyileştirmelerin yapılaması gerektiğini kaydeden Budan,
“Koruyucu aile mevzusu uzun yıllardır var. Aslında ilk planlandığında çok güzel bir proje olarak hepimiz, çok heyecanlanmıştık. Ama ben koruyucu aile mevzusuna çok sıcak bakmıyorum. Şöyle, koruyucu aile mevzusu bizim ülkemizde çok verimli olmadı, verimli olduğuna da inanmayanlardanım, tabii ki çok iyi ailelerimiz va, gerçekten koruyucu aile olup o çocuklarımıza çok iyi imkan sunan ailelerimiz var, istisnalar kaideyi bozmaz. Ama bizim ülkemizde koruyucu aile mevzusu biraz ranta dönüştü. İhtiyaçlı olan ailelerin ek bir gelir olarak baktığı bir noktaya geldi. Yine tenzih ediyorum bunu gerçek anlamda yapan insanlara ama ben koruyucu aileden çok yani bir insan kendi çocuğunun yanına koruyucu aile olarak aldığı bir çocuğu çok nadir bunu bir imkan olarak görmelerini diye düşünüyorum ki araştırmalarımızda o doğrultuda. Rant kapısı olarak görülmemeli ya bu destekler çok farklı bir yoldan yapılmalı, o çocuğun kendi şahsında bir yatırım olarak olmalı. Ailelere yapılan destekler nemalanmak için çocuk alan aile sayımız da var. Ama bunu gerçekten Allah'ın rızası için ve bir gönül bağı ile yapan ailelerimiz de var. Çünkü Türkiye’de şöyle bir sorun var biz her alanda denetim yapamayan denetimden aciz bir ülkeyiz. Bu tek bu konuyla bağlantılı değil, her konuda. Türkiye'de bir başıboşluk, denetimsizlik yaygın bir durumda onun için ben koruyucu aile olayının daha gözden geçilmesinden yanayım, evlat edinmeli insanlar. Eğer çocuklara yardımcı olmak istiyorlarsa evlat edinilmeli. Koruyucu aile olup aileyle sonunda çok kötü olan çocukları da görüyorum. Psikolojisinin çok kötü olduğu çocukları da biliyorum. Ailenin çocuklarında da psikolojik sorunlar başladığı, başlayan aileleridir biliyorum. Ben çok kötü bir şey demiyorum ama çok sıcak da bakmıyorum”
diye konuştu.
“ÇOCUK OKULA GİTTİĞİNİ HİSSETMELİ”
Eğitim ve öğretimdeki kılık kıyafetin tek tipleşmesi ile 10 Kasım’ın tatil olmasına yönelik de değerlendirmelerde bulunan Budan,
“Milli Eğitim Bakanımızın öncelikle bu son aldığı karardan dolayı tebrik ediyorum. Çok gecikilmiş bir karardı. Çocuklar mahvedildikten sonra ne kadar toparlayacağız bilmiyorum ama gene de geç de olsa olumlu bir karar. Öğrencileri öğrenci olmaktan çıkardık. Marka düşkünü yaptık. Birbirini kıyaslayan bir gençlik yetiştirdik. Bununla birlikte ben aflarına sığınıyorum öğretmenlerimin aynı şekilde öğretmenlerimizin de bir öğrencinin kılık kıyafetinin okula yakışır olması gerektiğine inanıyorum. Psikolojik olarak da olaya şöyle bakıyorum bir çocuk okula gittiğini hissetmeli, bir parkta oynamıyor o çocuk. Onun için bu kılık kıyafet ile ilgili almış oldukları kararı sonuna kadar destekliyorum. Çok doğru bir karardı. Ama burada itirazım olan bir konu var Sayın Milli Eğitim Bakanı'ma 10 Kasım'ın olduğu gün tatil yapılmasını manidar buluyorum. Bir Türk kadını ve bir Cumhuriyet kadını olarak bunu reddediyorum. Bu bizim atamızı, tarihimizi inkar etmekten başka hiçbir şey olamaz. Neden böyle bir şey düşündüler bilmiyorum ama Sayın Bakan'ın da bu konuda bir geri adım atacağını umut ederek söylüyorum. Gençliğimiz tarihini yaşamazsa, atasına saygı duymayan bir gençlik yetiştirirsek ki bunu andımızla başlattık, İstiklal Marşı'yla devam ettik. Bunun sonuçlarının çok negatif örneklerini gördük. Geri dönüşler yavaş yavaş başladı belki ama bu nesle ihanettir diye düşünüyorum. Ayrıca genel anlamda tüm vatandaşlarımıza da seslenmek istiyorum. Siyasiler, bakanlıklar siyasidir. Ama biz millet olarak şunu yapmalıyız. Ben buradan bir çağrıda bulunmak istiyorum. 10 Kasım'da gelin bunu Malatya'da da başlatalım. Saat 9.05 geçe herkes caddelere çıksın saygı duruşunda bulunsun. Bu bir eylem değil, yapmamız gereken, bize bu toprakları bırakan atalarımıza saygıdır. Onun için buradan sesleniyorum. Lütfen 10 Kasım'da sokaklara çıkalım, 9.05 geçe caddelerde saygı duruşunda bulunalım. Hiç olmazsa biz millet olarak yaşatalım. Siyasiler bunu görmeyebilir ama millet olarak buna sahip çıkabiliriz. O kabiliyetimiz var diye düşünüyorum. Buradan STK'lara ve vatandaşlara seslenmek istiyorum. Milli duyguları hat safhada olan bir milletiz. Ben bu milletin, bu gençliğin bu çağrımıza da cevap vereceğini düşünüyorum”
şeklinde konuştu.
“HİÇBİR ÜLKEDE BİZİM TOPLUMUMUZDAKİ GİBİ YOZLAŞMIŞ BİR GİYİM TARZI YOK”
Son olarak toplumda yaygınlaşan giyinme şekline dair de açıklamalarda bulunan Budan şöyle konuştu: “Bu konuyu Malatya'yla sınır tutmak istemiyorum. Türk topluluğuna yakışmayan bir giyinme biçimi yarattı gençler kendilerine ve aileler de maalesef buna çanak tuttu. Anneler, babalar uymaya başladı. Bu absürt kıyafetlerle insanların dışarıda yaşamasına eskiden kızıyorduk bayanlara özellikle, şimdi beyler de dikkatimizi çekmeye başladı. Erkek erkek gibi giyinmiyor, kadın kadın gibi giyinmiyor. Garip bir çirkinliğin içindeyiz. Bunu modernlik zannedenlere, çağdaşlık zannedenleri ben şiddete reddediyorum. Kendimi de çok modern, çok çağdaş bir Cumhuriyet kadını olarak görüyorum ama biz bu değiliz. Bizim toplumumuz bunu kabul edemez de, etmemeli de. Burada, kız çocuklarımızın kendi vücutlarını teşhir etmeleri bir modernlik değil. Bu ahlak, edep ve kültür meselesidir. Kendinizi bu tip şeylerle teşhir ederek bence hem çirkin bir konuma düşürüyorsunuz hem Türk toplumunun yapısını, DNA'sını bozuyorsunuz. Buradan beylere de aynı şekilde sesleniyorum ve şunu söylemek istiyorum, bakın gelişmiş hiçbir ülkede, çağdaş, modern hiçbir ülkede bizim toplumumuzdaki gibi yozlaşmış bir giyim tarzı yok. Vücudun bazı yerlerini teşhir etmekle insanlar modern olamazlar. İnsanlar kalitelikleriyle, edepleriyle, kültürlerini yaşatarak modern olurlar. Buradan ben hem açık gençlerimize hem kapalı gençlerimize sesleniyorum, o kadar çirkin görüntüler içindeki gençlerimiz bunu tenkit edenlere tepki gösteriyorlar, hiç tepki göstermeyin, lütfen, Türkiye'nin birçok ilinden de Malatya'mızda bu çok daha bariz görünen bir noktada. Ailelere de sesleniyorum, çocuklarımıza toplumun içinde nasıl davranılacağını, nasıl giyinileceğini, kızınıza da, oğlunuza da öğretin lütfen. Ondan sonra gerçekten katlanamayacağımız sonuçlar çıkacak. Ben şu zihniyete de karşıyım bunun da altını çizeyim ‘açık kadın gördüm tahrik oldum’ vesaire bu zihniyetlileri de reddediyoruz. Ama insanlar kendilerine saygı duyacaklar, erkek erkek gibi giyinecek, kadın kadın gibi giyinecek, asaletini koruyacak, asaletini korumayan kadından geleceğe iyi bir nesil temin edemeyiz.”
MUHABİR: HANİFE SARI
