Malatya Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Fevzi Çiçek, gazeteci Berkman Dulcan ve Malatya Sonmanşet gazetesi Yazı İşleri Müdürü Sinem Hatun Davut’un sunduğu Busabah TV YouTube kanalında yayınlanan “Haftanın Nabzı” programına konuk oldu. 

Programda geçtiğimiz günlerde kent genelinde yaşanan kayısı kayıplarına yönelik konuşan Fevzi Çiçek bu noktada hasar ödemlerinin yapılıp yapılmayacağı ile ilgili yaptığı değerlendirmede, “Şu anki mevzuata göre eğer dolu sigortası yaptırılmamış ise devlet tarafından herhangi bir destekleme ödemesi söz konusu değil. Ancak olağanüstü bir durum olur. Hükümet farklı bir karar alır. Bu konuda Tarım Bakanlığı da bu tespitlerin arkasında bir destekleme ödemesi açıklar mı onu bilmiyorum. Kesin hasar tespit çalışmaları tamamlandıktan sonra destek yapılır mı? Bunun genel ekonomiye etkileri nedir? İhracatımıza etkileri ne olacak? Sosyal hayatı etkileyecek boyuta ulaşıp ulaşmayacağı konusunda o değerlendirme yapıldıktan sonra destekleme ödemesi çıkada bilir, çıkmaya da bilir. O tamamen farklı bir uygulama, süreç gösterecek” ifadelerine yer verdi.

“ÜRETİCİLİK ANLAMINDA HALA FERDİ DAVRANIYORUZ”

 12 ay ürün üretme modellerine de kısaca değinen Fevzi Çiçek, “Malatya Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Fevzi Çiçek, “Büyük firmalar pazara hakim olma adına 12 ay boyunca ürün üretme modellerine girdiler. Artık dünya o tarafa gitti. Ulusal ve yerelde kalmadı. Uluslararası bir politika noktasına geldi. Aslında yatırım coğrafyası değişiyor. Eskiden ne vardı? Bir firma sadece Malatya'da kayısı üretiyordu. Şimdi düşündü kaysıyı ne yapalım? Malatya'daki kayısı Temmuz, Ağustos’ta sadece yetiştiriyor. Eylül'de boşta kalıyoruz. Ben bu pazarımı devam ettirebilmem için Eylül'de yetiştirilecek bölge bulacağım. Sıcaklık, iklim faktörleri açısından. O zaman dünya taranıyor. Bugün tarımsal üretim ve ürün pazarlama konusunda dünyaya hakim olmuş firmalar, ülkeler bu metodu uyguluyorlar. Diyor ki bütün dünya coğrafyası benim coğrafyam. Giderim orada da bu bahçemi kurarım. Şimdi gittiğimizde biz coğrafyada kısıtlı bir bölgedeyiz. Zannediyoruz ki sadece burası var. Özellikle bahsettiğimiz gibi Özbekistan işte o Afganistan başka o bölgelere gittiğimizde Avrupa'ya da gittiğimizde Avrupa'nın birçok bölgelerine gittiğimizde alakası olmayan firmalar, ülkeler gelmiş orada tarımsal üretim yapmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla artık uluslararası bir noktaya geldi. Artık tarımsal üretim ve gıda krizi dediğimiz nokta bölgesel, yerel ya da ulusal değil uluslararası politikalar noktasına geldi. Herkes bu konuda gerek kendi kendine yeterlilik, gıda arzında sıkıntı yaşanmaması gerekse de gıda konusunda dünyada hakim olması, ekonomisine hakim olması açısından artık bu yelpazeyi geliştirdi. Bu kaçınılmaz bir şey. Bütün dünyada uygulanmaya başlanan bir şey. Bizim de bu konuda hazırlıklı olmamız gerekiyor. Artık kontrollü tarımsal üretim işte seralarda aynen toprağı az olan üretim alanları dar olan yerlerde topraksız tarım, dikey tarım gibi birçok metotlar uygulanmaya başladı. Birim alandan en yüksek verimi ne şekilde alabiliriz? İşte bahsettiğiniz gibi Hollanda'da dikey tarım dediğimiz nokta artık katlı sistem kontrollü seralarda yılın her mevsiminde pazara sunacağı şekilde taze ürün üretme metotlarını geliştirdi. Artık geleneksellikten çıktı. Çünkü tarım dolayısıyla gıda en stratejik dünyada konu olmaya başladı. Geçenlerde Amerika Birleşik Devletleri de ‘Tarım, desteklenmesi gereken en önemli sektör, milli mesele’ diye bir açıklama yaptı. Potansiyelimizi değerlendirmek aktif hale getirmek için baştan politikalarımızı belirlememiz, destekleme modellerimiz, piyasa arzları, dengelerini sağlamamız gerekmektedir.  Tarımda arşiv birçok yerde var da bunu ne derece kullandığın önemli. Bu verilerle ne tür bir projeksiyon oluşturunuz, öngörü oluşturdunuz, simülasyon oluşturdunuz o önemli. Şimdi geldiğimiz nokta itibariyle siz bütün politikaları belirleyip ondan sonra üreticiye ürettiği ürünün pazarlama garantisi, üretim maliyetleri ya da pazar darboğazları yaşamama gibi olguları, oluşumları yapar iseniz üretici de üretir. Şimdi açığa ürün üretme dediğimiz bir metot var. Ben ürünü üreteyim, ne yapayım? Ertesi yıl bu üründe bir arz fazlası olduğu zaman veri düşüyor efendim maliyetler yüksek olması veya sabit olması rağmen gelir düşüyor. Diyor ki ben bu ürünü bir daha üretmeyeceğim. Burada bir istikrar oluşması lazım. Bakın birçok ülkelerde şu var, ekonomisi gelişmiş ülkelerde uluslararası şirketler, daha az gelişmiş ülkelerde çiftçi örgütleri ve üretici birlikleri bu işleri gayet organize edebiliyor. Biz oysa üreticilik anlamında hala ferdi davranıyoruz. Burada da ürün miktarı, kalitesi, ürün deseni açısından bir istikrarımız söz konusu değil. Uluslararası firmalar bunu yapıyorlar. Şu an çok da gelişmiş ülkeler var artık.  Dolayısıyla hani diyorduk ya sömürge geçmişte maden gibi algılanıyordu. Artık bunun adını sömürge mi dersiniz? Coğrafi etkileşim mi dersiniz?  Şimdi tarımsal üretimi konuşuyoruz. Kayısı özelinde konuşuyoruz. Aslında şöyle bakmak lazım, doğal kaynaklarımız, topraklarımız dedelerimizden, atalarımızdan bize miras değil, gelecek nesillerin bir emaneti olarak bakmamız lazım. Burada pazarımızı kaybetmeme adına, üretimin devamlılığını sağlama adına teknikle, teknolojiyle birinci derecede buluşmamız, buna itibar etmemiz, geleneksel üretimden vazgeçmemiz lazım. Birinci derecede planlama yapılarak bir öngörü oluşturularak bir projeksiyonla hareket edilmesi lazım. Artık geldiğimiz noktada piyasa şartları, üretim maliyetleri, iklim faktörleri insan elinin veya böyle geleneksel yapının çok çok üstünde ve hızlı gelişiyor. Üretici olarak da çiftçi olarak da, bölge olarak da buna adaptasyon sağlamak zorundayız. Aksi halde mevcut durumumuzun her geçen gün altına gideriz” şeklinde konuştu.

HANİFE SARI