Son zamanlarda marketlerin manav reyonları başta olmak üzere, manav ve semt pazarlarında sebze ve meyve fiyatlarının cep yaktığı ileri sürüldü. Özellikle pazardaki ürünlerin daha ucuz olması gerektiğini dile getiren vatandaşların bu sözlerini değerlendiren Malatya Seyyar Pazarcılar Esnaf Odası Başkanı Ümit Emre, Malatya Sonmanşet gazetesine konuşarak önemli açıklamalarda bulundu.
Pazar fiyatlarının son dönemde belirgin şekilde yükselmediğini dile getiren Emre, ancak insanların alım gücünün ciddi şekilde düştüğünü söyledi.
“20 LİRAYA BİR ÇAY İÇİP, BİR SİMİT ANCAK ALABİLİYORUZ”
Pazardaki ürünlerin ekonomik seviyelerde olduğunu ifade eden Emre, “Günümüzdeki enflasyon şartları, birçok temel ihtiyaç malzemesini bile insanlara pahalı hissettiriyor. Geçen yıl yaz sezonunu oldukça düşük fiyatlarla kapatarak ürünlerimizi sattık. Şu anda da pazardaki ürünler, genel ekonomik koşullara rağmen makul seviyelerde. Örneğin, patatesin kilosu 10-15 TL, soğanın kilosu 20 TL, domatesin kilosu 35 TL, biberin kilosu ise 50-60 TL arasında değişiyor. Geçmişte 100 TL’ye kadar biber sattığımız dönemler de oldu. Ancak günümüzde 20 liraya bir çay içip, bir simit ancak alabiliyoruz” diye konuştu.

“PAZARDA FİYATLAR HALA MAKUL SEVİYELERDE”
Pazarcıların zoru şartlarda çalıştıklarına dikkat çeken Emre, “Pazarda satılan ürünlerin ardında büyük bir emek, alın teri ve ciddi bir sermaye yatırımı var. Ürünler, kış şartlarında seralarda büyük çabalarla yetiştiriliyor. Çiftçiler, çalışanlarının yevmiyelerini düzenli olarak ödemek zorunda. Şu anda yevmiyeler günlük bin 500-2 bin TL arasında değişiyor. Bunun yanında mazot fiyatları 50 TL civarında ve nakliye masrafları da oldukça yüksek seviyelerde. Tüm bu maliyet artışlarına rağmen pazarlarda meyve ve sebze fiyatları hâlâ nispeten uygun düzeyde kalmaya devam ediyor. Semt pazarlarında meyve ve sebzelerin fiyatları aslında aşırı yüksek değil. Ancak, temel sorun insanların alım gücünün zayıflaması. Gelirler artmadığı sürece, fiyatlar düşük olsa bile insanlar ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Pazarcılar olarak bizler de bu durumdan etkileniyoruz; hem ürünlerimizi uygun fiyatlarla sunmaya çalışıyor hem de artan maliyetlerle mücadele ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“BU, ZAMANLA YERLEŞMİŞ BİR ALIŞKANLIK HALİNİ ALIYOR”
Tarladan markete kadar bir ürünün 6-7 el değiştirdiğini kaydeden Emre, “Mesela bir buğday ekerken, tohum satan, tarlayı süren, gübre satan, hasat zamanı biçerdöverci, saman satan bir zincir oluşuyor. Bu zincir, bir bütün olarak işleyen bir sektör haline geliyor. Üretici bu zincirin bir halkasıyken, ürünün çeşitli aşamalarda değer kazandığı bir süreç başlıyor. Üretilen buğday önce üreticiden çeşitli ara ellere geçiyor; hale getirenler, komisyoncular, nakliyeciler gibi. Ürün pazara, marketlere ve manavlara girene kadar 6-7 el değişiyor. Ve bu da kurulmuş bir sistemin işleyişi. Herkes kendi kısmında bir kazanç elde ediyor ve bu, zamanla yerleşmiş bir alışkanlık halini alıyor. Ancak, gönül isterdi ki her ilin kendi üretimi olsun ve çiftçiler kendi elleriyle ürünlerini doğrudan pazara, manava ve markete taşıyabilsin. Böyle bir durumda, hem üretici hem de tüketici kazançlı çıkacak, aynı zamanda pazar, market ve manavcılar da bu işten pay alacak” diye konuştu.
“ÜRETİCİ KOOPERATİFLERİNİN YAYGINLAŞTIRILMASI LAZIM”
“Üretici kooperatiflerinin büyütülmesi ve yaygınlaştırılması, bu sürecin önemli bir parçası olmalı” diyen Emre, sözlerine şöyle devam etti:
“Kooperatifler üreticilerin ortaklaşa çalışarak gücünü birleştirmesini ve pazar gücünü dengelemesini sağlar. Kooperatifler aracılığıyla üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve daha organize bir yapı kurulması, doğrudan üreticiye kazanç sağlarken, aynı zamanda tüketiciye de daha uygun fiyatlarla ürün sunar. Ayrıca üretimi çeşitlendirmek, bu sürecin bir başka önemli ayağını oluşturuyor. Örneğin, Ağrı gibi soğuk bir şehirde bile seralarda salkım domatesleri yetiştirilebiliyorsa, Malatya gibi iklimi daha uygun bir şehirde neden aynı ürün yetişmesin? Malatya, gerçekten de öyle bir şehir ki, yetiştirilemeyecek neredeyse hiçbir ürün yok. Eğer bölgesel farklılıklar dikkate alınarak daha fazla çeşitliliğe gidilmesi lazım. Bu durumda hem üreticiler daha geniş pazarlar bulabilir hem de tüketiciler daha çeşitli, taze ve uygun fiyatlı ürünlere ulaşabilir. Bu tür üretim çeşitliliği, her 2 tarafın da kazanç sağlaması mümkün olur. Tüketiciler pazarda, manavda veya markette daha ucuz ürünler görürken, üretici de ürünlerini daha verimli bir şekilde satabilir.”
“DENETİMLERİ GÜÇLENDİRMESİ GEREKİR”
Emre, diğer yandan, bu süreçte tekelleşmeye karşı da dikkatli olunması gerektiğini ifade ederek, “Tekelleşme, serbest piyasa koşullarını bozarak, piyasada adaletsiz bir düzenin oluşmasına neden olabilir. Tekelleşen bir yerde, başlangıçta hizmet kalitesi yüksek gibi görünebilir; ancak zamanla, piyasayı ele geçirip fiyatları yükseltmeye başlarlar. Bu durumda hem üretici hem de tüketici zarar görür. Üretici, düşük fiyatlar nedeniyle emeğinin karşılığını alamazken, tüketici de yüksek fiyatlardan olumsuz etkilenir. Bu yüzden, devletin tekelleşmeye karşı düzenlemeler yapması ve denetimleri güçlendirmesi gerekir” kelimelerine yer verdi.
muhabir: TAHİR ÖZÇELİK
