Kazancını memleketine yatıran iş insanı

6 Şubat depremlerinde Malatya’daki dersliklerin yaklaşık yüzde 60'ının hasar aldığını kaydeden Malatyalı iş insanı Enver Gülalioğlu, kazandığı para ile yaşadığı memlekete hizmet etmek için okul yaptırdığını söyledi. Gülalioğlu, “Bu ülkenin bir iş insanı olarak kazandığımız paranın ihtiyacımızdan fazlasını bir şekilde bu ülkenin insanları ile paylaşmak zorundaydık. İlk etapta 24 derslikli bir okul yaptık ve en az 3 okul daha yapmayı hedefliyorum” dedi.

GÜNCEL - 14-03-2025 11:27

Malatya’da eğitim camiasında yaptırdığı okullarla adından söz ettiren hayırsever Malatyalı iş insanı Enver Gülalioğlu, eğitimin önemi ve Malatya’nın değişen sosyo-kültürel yapısı hakkında Malatya Sonmanşet gazetesine özel açıklamalarda bulundu.

İlk olarak sporcu kimliği hakkında bilgi veren iş insanı Gülalioğlu, “1990'lı yıllarda rahmetli Metin Kaya Çağlayan zamanında Malatyaspor'un yönetim kurulunda basın sözcüsü oldum. 1995 yılında işlerimizi İstanbul'a naklettik. İstanbul'da semtimizde bulunan bir Yeşilyurt Spor Kulübü var orada da yaklaşık 2 yıl yönetim kurulunda bulundum. Birinci ligde bayan voleybol takımımız vardı. İkinci ligde basketbol takımımız vardı, 4 branşta yarıştığımız bir yüzme kulübümüz vardı. Sporda başarılı olmak için doğru hedefler koymak lazım. İmkanlarınıza göre hedefler koyacaksınız. Eğer kısıtlı imkanlarla büyük hedefler koyarsanız borçlanmak zorunda kalıyorsunuz. Borçlandığınızda devamını getiremezsiniz bulunduğunuz hedeften daha gerilere düşüyorsunuz. Bu nedenle doğru hedefler koymak lazım. Malatyaspor'da benim bir iddiam vardı. Biz lig'den düşmeyelim, UEFA seviyesine de çıkmayalım, ortalarda oynayalım. Çünkü bizim imkanlarımız ancak bu seviyede bunu taşımaya yeterli. Eğer siz bu hedeflere uygun yöneticilik yapmıyorsanız takımınızı bulunduğu yerden daha kötü durumlara düşürebilirsiniz” şeklinde konuştu.

“24 DERSLİKLİ BİR İLKOKUL YAPMAK NASİP OLDU”

Karakavak Mahallesi’nde 24 derslikli bir okul yaptırdığını ve Malatya’ya en az 3 okul daha yapma hedefinde olduğunu belirten Gülalioğlu, “Ben 2003 yılını milat olarak kabul ediyorum. 2003 yılında AK Parti iktidar olana kadar Türkiye'nin ciddi bir kısmında derslik eksiği vardı veya var olan dersliklerde insanlar okula gidemiyorlar veya bir derslikte 55-60 kişi ders görüyordu. 1, 2, 3, 4, 5’inci sınıflara aynı derslikte eğitim veriliyordu. Bu her zaman bizim içimizde yaraydı. Geçenlerde bir istatistik öğrendim Türkiye genelinde bir dersliğe 26 ile 30 kişi düşüyor. Bu çok ciddi bir başarı. Türkiye'nin nüfusu bu kadar artmasına rağmen derslik sayısını bu kadar artırmak bu noktaya getirmek çok ciddi bir başarı.  Malatya’da tarihin tanık olduğu en büyük depreme şahit olduk. Malatya'nın merkezindeki dersliklerimizin yaklaşık yüzde 60'ını kaybetmişiz. Biz bu ülkenin bir iş insanıyız, bu ülke bize ekmek verdi, para kazandırdı. Biz de ihtiyacımızdan fazlasını bir şekilde bu ülkenin insanları ile paylaşmak zorundaydık. İlk etapta devlet vatandaş iş birliği ile 24 derslikli bir okul yaptık. Şu anda eğitime açıldı. Karakavak Mahallesi’nde 24 derslikli bir ilkokul yapmak nasip oldu. Bundan sonra biz yine imkanlarımızı bu alanda kanalize ederek en az 3 okul daha yapmayı hedefliyorum” ifadelerine yer verdi.

“YÖNETİM KURULU ÜYESİ OLDUM”

Bir dönem Malatya Ticaret ve Sanayi Odasında da faaliyet gösterdiğini kaydeden Gülalioğlu, “1983 yılında bir seçim oldu. Rahmetli Özal iktidar oldu, o zaman Malatya'da seçim kurulu çalışmaları yapılırken bizim ailemizden birini de yönetime almak için bahsetmişler. Biz de o zaman Ana Vatan Partisinin yönetim kurulu üyesi oldum, 4-5 yıl yönetim kurulunda kaldım, siyasetle tanışıklığımız sadece bu 4 yıl. Siyaset zaman ayrılması gereken bir durum gibi geldiği daha sonra siyasetle ilgilenmedim” dedi.

“MALATYALILARIN ORAYI KULLANMAYACAĞIM DÜŞÜNÜYORUM”

Malatya’da 6 Şubat depremi sonrası inşa edilen TOKİ konutlarına ilişkin de bir değerlendirmede bulunan Gülalioğlu, “Türkiye tarihin en büyük depremini yaşadı. Yaklaşık Yunanistan'ın mücavir alanı kadar bölgede biz deprem yaşadık, yıkıma uğradık. O yıkımla devlet panik halinde enkazı kaldırmak ve insanları yeniden yerleşik duruma geçirebilmek için acele önlemler almaya başladı. Bu önlemlerin ciddi bir kısmı pratikte isabetli oldu ama bir kısmı da çok acele karar verildiği için ben isabetli olduğunu düşünmüyorum.  O dönemde bu konu hakkında sivil toplum örgütlerinin yöneticileri ile diyaloğa geçmeye çalıştım. Çabuk karar aldığınız zaman isabetli karar alamayabiliyorsunuz. 1930'lu yıllarda Malatya’ya bir şehir planlamacısı getirilmiş, Malatya'nın gelişme alanını şu an Şehir Mezarlığının bulunduğu alanı önermiş. Fakat biz orayı Şehir Mezarlığı yaptık, 1983’den beri yerel yönetimde bulunan insanlar tamamen tarım arazilerinde Malatya'yı geliştirdiler, bu yanlıştı. Depremde de Malatya'nın gelişme alanı yine Malatya'nın hemen güneyinde Boztepe, Taştepe, Kiltepe gibi bölgelerde tek katlı binalar vardı. Kesinlikle o bölgelerde olmalıydı. Şu anda Malatya'da TOKİ'nin yaptığı konutların birçoğunun boş kalacağını, atıl durumda kalacağını ve Malatyalıların orayı kullanmayacağını düşünüyorum. Çünkü sosyal şehir altyapısı yok, sosyal donatısı yok, yolu yok, ulaşılmıyor yetersiz. İnsanların vakit geçireceği, sosyalleşecekleri alanlar yok, eğitim altyapısı yok. Bunlar olmazsa siz insanları orada yaşamaya zorlayamazsınız. Malatya deprem sırasında yaklaşık 120-150 bin civarında nitelikli göç verdi. Normalde biz bunları geçici göç gibi anlıyoruz ama bu insanların çok ciddi bir kısmı Malatya’ya dönmeyecek” diye konuştu.  

“MEDENİYET KURANLAR BİLE BİR GÜN MALATYA'YI TERK ETMİŞ”

Malatya’nın depremlerden önce olduğu gibi depremlerden sonra da niteliksiz göç almaya devam ettiğini söyleyen Gülalioğlu, “Bu değişime hiçbir şekilde engel olamazsınız, dünyada şehirleşme hep doğudan batıya doğru olmuştur, göçler de hep güneşin doğduğu yerden güneşin battığı istikamete doğru olmuştur. Dünyada insanın yerleştiği en eski yerlerden bir tanesi Anadolu. Bizim bütün batımızda ve doğumuzda eski medeniyetlerin izlerini görülür. Burada medeniyet kuranlar bile bir gün Malatya'yı terk etmişler. 1980'li yıllardan bu yana Malatya hep nitelikli göç veriyor, niteliksiz göç alıyor. Buna engel olamazsınız. Malatya’da artık şehir merkezinde göz aşinalığına varacak derecede bir kişiye rastlayamıyoruz. Bundan 30-40 sene evvel sokakta yürüdüğümüz zaman 10 kişiden 8’ine selam verirdik” söyleminde bulundu.

“SOKAĞI TANIMADAN BÜYÜYEN BİR NESİL YETİŞİYOR”

Son olarak Malatya’nın kültürel yapısı ve geleneksel evlerine ilişkin olarak bir değerlendirmede bulunan Gülalioğlu, “Benim doğup büyüdüğüm semt Malatya’nın en eski, en kadim caddesi Mücelli Caddesi. Arnavut kaldırımlı bir cadde vardı, yukarıdan aşağı Derme Suyundan akan caddenin iki tarafında bir kanal vardı. Her evin bir avlusu ve bahçesi vardı. Bahçesine su girerdi. Bu su ile hem bahçe sulanır hem de su soğuk olduğu için her evin avlusunda küçük bir havuz bulunurdu ve bu havuzun içerisinde sıcak havadan dolayı kolay bozulabilecek veya çürüyebilecek ürünler muhafaza edilirdi. Biz buzdolabını 1969 yılında satın aldığımızı hatırlıyorum. Ben 9 yaşındayken babam trafik kazası geçirmişti İsviçre'ye gitmişti tedavi olmuş gelmişti o zamana kadar bizim evimizde tel dolabı vardı. 1970’li yıllara kadar Mücelli Caddesi’nde bir tek babamın ve dayımın arabası vardı başka kimsenin arabası yoktu. Daha sonra yerli otomobiller üretilmeye başlayınca mahallede araç sayısı çoğalmaya başladı. Mahallemizdeki büyük kadınlar bizim ablamız, annemiz ve teyzemizdi, büyük erkeklerde ağabeyimiz, amcamız, öğretmenimizdi. Mücelli Caddesi’nde o dönemdeki sosyolojik yapıda siz yanlış bir davranış yaptığınızda mahallenin bakkalı da sizi terbiye ederdi, okuldaki öğretmeninizde terbiye ederdi. Mahallenin büyüğü herkesin büyüğü, mahallenin küçüğü de herkesin küçüğüydü.  Biz böyle bir ortamda büyüdük. Ama zamanla şehir kalabalıklaştıkça sosyoloji de kültür de değişti. Artık okuldaki öğretmen öğrencisini terbiye edemez duruma düştü. Biz çok şanslıydık, gece geç saatlere kadar elektrik direklerinin altında top oynardık. Bizim Ermeni komşularımız vardı öğlen saatinde acıkınca ya biz onların evine giderdik ya da onlar bizim eve gelirdi. Şu anki sosyolojik yapıda bir evin içinde insanlar farklı odalardan birbirleri ile mesajlaşarak iletişim kuruyorlar. Baba çocuğunu görmüyor, çocuk babasını görmüyor. Sokağı tanımadan büyüyen bir nesil yetişiyor” ifadelerini kullandı.  

 

muhabir: MEHMET TEVFİK CİBİCELİ

Günün Diğer Haberleri