15 Mart 2011 tarihinde başlayan iç çatışmalar Nisan 2011’de tüm ülkeye yayılmıştı.

 2024 sonlarına doğru HTŞ, SMO gibi muhalif gruplar koalisyon kurarak 2. Halep kuşatması neticesinde 8 Aralık 2024 günü Şam’ı ele geçirerek 13 yıl süren rejim zulmü sona erip katil Esad kaçarak Rusya’ya sığındı.

Hiç zaman kaybetmeyen muhalif koalisyon geçiş hükümetini kurdu.

SURİYE’NİN ÖZGÜRLEŞMESİNDE TÜRKİYE’NİN ROLÜ

Türkiye’nin komşuları arasında sınır uzunluğu en çok olan ülke 911 Km ile Suriye’dir.  SDG/YPG/PYD gibi gruplar Suriye’nin Kuzeydoğusunu kontrollerine almışlardı. Bu bölge zengin petrol kuyularına sahiptir.

Suriye’nin Kuzeydoğusunda varlık gösteren gruplar Türkiye ile komşu olması sebebiyle zaman zaman Türkiye sınır güvenliğini tehdit olarak görür.  Bu tehditler için Türkiye Rusya ile beraber 30 Km sınır derinliğinde güvenli hat oluşturdu.

Türkiye her zaman Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğinin, kimsenin topraklarında gözü olmadığını ve ülkesine karşı bir tehdit olduğu zaman geri durmayacağını deklere ediyor.

Suriye’nin toprak bütünlüğü ve güvenliği için iş birliğine hazır olduğunu belirtiyor. Tıpkı Azerbaycan da olduğu gibi…

Türkiye sınır güvenliği ve olası bir tehdit için sırası ile ;

Fırat Kalkanı, İdlib Operasyonu, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Hareketleri, Bahar Kalkanı Hareketi…

Tüm bu operasyonların ortak noktası Suriye toprak bütünlüğü ve Türkiye sınır güvenliği için…

SURİYE KURTULUŞ HAREKETİ

HTŞ ve SMO gibi muhalif grupların kurdukları koalisyon sonrası Halep’te başlayan hareket 8 Aralık 2024 günü Şam’ın teslim olmasıyla silahlı savaş bir nevi son buldu. Koalisyon Lideri Ahmet – Eş -  Şara başkanlığında geçici geçiş hükümeti kuruldu.

Kurulan bu hükümeti başta Türkiye olmak üzere tebrik ettiler. Hatta Dış İleri Bakanı Hakan Fidan Şam’ı ziyaret ederek Ahmet – Eş  – Şara ile Kasyon Dağı’nda gece çay içip güçlü birlik ve beraberlik mesajı verdiler.

Başta ABD olmak üzere HTŞ’yi terör listesinden çıkararak yeni hükümetin meşruluğunu tartışmaya kapatmış oldu.

Artık silahlı mücadele sona ermiş sıra toprak bütünlüğü ile  ülkenin imar ve inşasına geçiş yaptılar.

MEŞRU GEÇİŞ HÜKÜMETİNİN TANINMASI VE İLK RESMİ ZİYARETLER

Nitekim kurulan hükümetin meşruluğu kahir ekseriyette tanınmıştı. İran ve İsrail gibi birkaç ülke hariç…

İsrail özgür Suriye kurulduktan sonra fırsatçılık yapıp Golan Tepelerini ele geçirdi. Şam’a kadar gideceğiz sevdasında idiler. Bunu beceremeyince İsrail Dış İşleri Bakanı Gideon Saar küstah bir açıklama ile uluslararası toplumdan Suriye'deki yeni yönetime meşruiyet sağlamamasını talep etti.

Cumhurbaşkanını olduktan sonra ilk resmi ziyaretini Suudi Arabistan’a yaptı. Şarra ikinci ziyaretini 4 Şubat 2025 günü Türkiye’ye yaptı. Diğer bağımsız ülkelerde olduğu gibi resmi tören ile karşılandı.

LASKİYE VE TARTUS OLAYLARI

Suriye'nin Lazkiye ve Tartus kentlerinde Suriye geçici hükümet güçleri ile Esad'a geçmişte bağlı olan kuvvetler arasında çıkan çatışmaların büyümesi ve Alevileri hedef aldığı iddia edilen saldırılar uluslararası tepkileri beraberinde getirmiş olsa da sivil kayıpların yaşandığı haberleri üzerine;

 ABD ve Rusya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden konu ile ilgili 10 Mart'ta kapalı toplantı talep etti. Anlaşma sonucu buna gerek duymadılar.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye olarak Suriye'nin birliğini, dirliğini, toplumsal barışını hedef alan her türlü saldırıyı, terör ve tedhiş eylemini en güçlü biçimde lanetliyoruz" mesajı verdi.

Bu olaylar neticesinde geldiğimiz nokta; meşru Suriye devleti isyanları bastırmak ile mükelleftir. Aynı Türkiye Cumhuriyeti’nde Dersim de yaşandığı gibi. ..

İsyanları bastıran hükümete tepkiler Türkiye Alevi derneklerinden geldi. Bütün devletler isyanları bastırmak için önce uzlaşı zeminini ararlar olmadı askeri müdahale kaçınılmaz derler.  İran ve İsrail’in manipüleleri ile ‘’aleviler katlediliyor’’ sesleri geldi. Silah son çare olsa da bazen kaçınılmaz oluyor. Dersim katliamını eleştirmeyip Fransız kalanlar Suriye de yaşananlara şiddetle tepki veriyorlar. Hatta Dersim bombalandı. İkisi de ülke güvenliği ve barışı için ise ikisine aynı tepkileri vermek gerekmez mi?

Katil Esad katliamlar yaparken sessiz olanlar bugün Laskiye ve Tartus’ta yaşananlar için kıyamet koparıyorlar. Türkiye’ye sığınan Suriyelilerden Alevi birine ben rastlamadım. O gün neden Esad katildir denmiyordu…!

İran ve İsrail’in destekledikleri bu provakasyonların hedefi Suriye toprak bütünlüğü ve Türkiye Suriye işbirliği korkusu…

Laskiye ve Tartus olaylarını onaylamıyorum ve yanlış bulmakla beraber gerek Türkiye Alevi derneklerinin dili ve hedefleri ve gerekse bazı yazarların etik olmayan üslupları hoş değil…

Esad’ın zulmünden kaçıp ülkemize gelenlere ‘’Sığıntı’’ denildi. Diğer taraftan Tartus ve Lazkiye’de ölenler için ‘’telef’’, ‘’Köpek’’ kelimelerini kullanmakta er kişi işi olmamalı…

Sednaya Hapishanesinde yaşananları unutanlar bugün ‘’Alevi Katliamı var’’  diyorlar. Hiçbir ölümü tasvip etmiyorum.

ADIM ADIM SURİYE TOPRAK BÜTÜNLÜLĞNE GİDEN YOL ŞAM İLE SDG ANLAŞMASI

Cumhurbaşkanı Şara ne kadar Cumhurbaşkanı olmuş olsa da toprak bütünlüğünü sağlamayan bir Suriye’nin yol alamayacağını biliyordu.

10 Mart 2025 günü Şam ile SDG anlaştı. Ahmet Şara ile  Ferhat Abdi Şahin 8 maddelik bir çerçeve protokol  ile anlaştıklarını ilan ettiler.

SDG ile Suriye devletinin anlaşma zemini bir günlük bir çaba değildir.  Trump’ın duyarsız kalması, Suriye ve Türkiye’nin karalı ve net duruşu, İmralı çağrısı, Şarra’nın SDG güçlerine entegre çağrısı, İran ve İsrail’in iç karışıklık provakasyonları her iki tarafı anlaşmaya zorladı.

Nedir bu 8 maddelik anlaşma neleri kapsıyor, içeriği nedir, hangi maddeler cansuyuıdur? Gibi sorular bu ara herkesin dilinde….

İkinci madde “Kürt toplumunun Suriye devletinde asli bir toplum olarak kabul edilmesi ve Suriye devletinin vatandaşlık hakkı ile anayasal haklarını güvence altına alması” esası var. Bugüne kadar Suriye Kürtleri bir kimliğe sahip değiller idi.

Suriye’de oluşturulmaya çalışılan “Lübnanlaşma” projesi büyük darbe yemiş oldu. Bu durum anlaşmanın birinci maddesinde “Tüm Suriyelilerin temsilde ve siyasi sürece katılımda haklarının güvence altına alınması ve devlet kurumlarının ehliyet ve liyakat esasına göre inşa edilmesi; dini ve etnik kökenlerinden bağımsız olarak” denilerek ülkenin kurumları Lübnan’da olduğu gibi mezhebi/dini ve etnik yapılara göre belirlenmeyeceği vurgulanıyor.

Dördüncü madde; “Kuzeydoğu Suriye’deki tüm sivil ve askeri kurumların, sınır kapıları, havaalanları ve petrol ile gaz sahaları da dahil olmak üzere Suriye devleti yönetimine entegre edilmesi” ve yedinci maddesinde “Bölünme çağrılarının, nefret söylemlerinin ve Suriye toplumunun tüm bileşenleri arasında fitne çıkarmaya yönelik girişimlerin reddedilmesi”  Bu madde ile Federasyon ve Özerklik kapısı  tamamen kapanmış oluyor.

Diğer maddelerin detayına girmeden, bu 8 maddelik anlaşma ile SDG Suriye ordusu ile entegre olacaklar. Kuzeydoğusu sarı olan Suriye haritasının tamamı Yeşil renge büründü.

Türkiye’nin sınır güvenliği endişesi sona erdi. Zengin petrol yatakları meşru Suriye hükümetine devr edilecek. 2025 yılı sonuna kadar süreç tamamlanıp Özgürlükçü, demokrat ve adil Suriye Anayasası hazırlanacak.

13 yıl süren iç karışıklıklar 12 gün gibi kısa bir sürede rejim devrildi. 3 aylık gibi bir sürede Suriye haritası tamamen Yeşil oldu.

Sınır güvenliğini sağlayan bir Türkiye uluslararası arenada sesini daha gür çıkarmış olacak.

Nihai Anayasadan sonra Suriye’de taşlar tamamen yerine oturmuş olacak…

Suriye de yaşananların kazananları Suriye halkı, bölge ülkeleri ve barış; kaybedenleri ise İsrail, İran ve etnik gruplar…

Gerek Türkiye ve gerekse meşru Suriye hükümeti Suriye’nin toprak bütünlüğü, demokratik ve özgür Suriye konusunda elini taşın altına koymaktan geri durmayacaklar.

Barışla kalın, huzurla kalın…