Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Çalıştayı Nikah Sarayı’nda yapıldı. Programda Vali Seddar Yavuz konuya dair yaptığı açıklamada, “Şiddetin her türlüsü toplumsal bir sorun. Dolayısıyla şiddetin ayrımlara girmesiyle beraber de sorunun çok çözülebilir gibi olduğunu düşünmüyorum. Çünkü neticede şiddet, birbirimizi suçlayarak çözebileceğimiz bir sorun gibi görünmüyor. Dikkat ederseniz yayılıyor. Şiddetin kime yöneldiğinin önemi yok ama şiddeti bir mikrop üreten, bunu yayan bir husus olarak ben değerlendiriyorum. Tabii ki rekabet şansı daha az olan fiziksel olarak kadınlar ve çocuklar da en öne çıkan hususlar. Bizim medeniyet değerlerimizde neredeyse hiç olmayan hususlar var. Örneğin, eti senin kemiğin benim diye güzel bir aslında anlayışımız vardı bizim. Tabii biz bunu da anlayamadık. Çünkü batılı mıyız, doğruluyuz, kuzeylimiz, güneylimiz karar vermediğimiz için hangi medeniyete ait olduğumuzun kodlarını karıştırdık. Bundan şunu anladık, ya git çocuğu öldür falan diye anladık biz bunu. Halbuki oradaki mesaj şuydu, ben öğretmene, hocama çok güvenirim, çünkü en az benim kadar çocuğuma bakar demek istiyorum. Ama biz bundan etle kemiği birbirinden ayırmak olarak agılamaya başladık. Dolayısıyla ne oldu? Öğretmen değersizleşti. Medeniyet kodlarınızı doğru okuduğunuzda kim olduğunuzu da okumaya başlarsınız. Bu dijital çağın ve modernleşmenin getirdiği bir ikilemi yaşıyoruz. Tarım toplumu, sanayi toplumu, daha sonra şimdi dijital toplumu, bütün bu toplumun kodları birbirinden farklı ve hepimizin davranışlarını düşünce sistemini etkiliyor ve derinden sarsıyor. Dolayısıyla meselelere biraz daha farklı bakmak gerekiyor” ifadelerine yer verdi.
“SUÇLAMAK YERİNE BU SORUNU NASIL ÇÖZEBİLİRİZE ODAKLANMALIYIZ”
Konuyla ilgili “engelleyemiyorsunuz” gibi eleştirilere de maruz kaldıklarını ifade eden Vali Seddar Yavuz, “Zaman zaman suçluyorlar siz bunu engelleyemiyorsunuz. Ben de bir gün dedim ki vallahi bilsem ben vali olduğum için insanlar ya da kadınlar ölüyor bugün bırakırım o mesleği. Böylelikle kurtulmuş olurum işte. O yüzden birbirimizi suçlamak yerine hepimiz birbirimize bir dönsek acaba biz bu sorunu nasıl çözebiliriz diye bir odaklansak. İğneyi kendimize çuvalladızı başkasına batıralım diye buradan serzenişimi ifade etmek istiyorum. Bakın genelde kadınların erkek çocuklarına ciddi bir zaafı var. Her tarafı gezdim ama gördüğüm şey şu çünkü erkek sembolü tüm dünyada güç olarak kabul ediliyor ve maalesef anneler erkek çocuklarına daha fazla yüz veriyor daha fazla onlara alan açıyor…Doğru analizler bugün yapacak mıyız, erkek, kadın, hepimiz birbirimizi sorgulayacaksak bu çalıştaylar bir işe yarar. Yoksa toplanıp toplanıp dağılırız. Bakın, erkek çocuk olsun tamam ama erkek rolünü oynayabilecek hale getirilmelidir. Ben şimdi gittiğim de erkek çocuğu mu, kız çocuğu mu tanıyamıyorum çocukları. Oyuncak vereceğim, ne oyuncağı vereceğimi bilemiyorum. Lütfen, çocuklarınıza bu kötülüğü yapmayın. Çünkü cinsiyet o yaşlarda belli oluyor. Nitekim yeni bir tehlikeyle karşı karşıyız cinsiyetsizlik sorunuyla karşı karşıya olduğumuz, pompalandığı bir dönemde erkek çocuklarının kız gibi, kız çocuklarının erkek gibi giydirildiği bir toplumda bakın şiddetin bununla da bir ilgisi var biliyor musunuz? Şunu söylemeye çalışıyorum, lütfen, kadın cinayetlerini ya da genel anlam cinayetleri siyasallaştırmayın. Siyasallaştırsak çözüm bulamazsınız. 6284 sayılı yasa dünya üzerindeki en gelişmiş yasalardan, iyi yasalardan bir tanesi. İyi de işlettiğimizi düşünüyorum ben. Ama bizim bir sorunumuz var devlet olarak, belki hizmetlerimizi yeterince anlatabilmiş olduğumuza doğrusu inanmıyorum. Sebebi de şu, biz devlet genelinde olarak şunu da yaptık, bunu da verdik demeye pek yatkın bir devlet kültürümüz yok bizim. Devlet aynen hani sağ elin verdiğini sol el duymaz diye anlayışıyla devlet bir işi yapar, geçer. Çocuklarına yönelik psikolojik destekler sağlıyoruz. Çeşitli tedbir kararları alıyoruz. Elektronik kelepçe uygulamalarını ciddi şekilde takip ediyoruz. Ama buna rağmen bitiremiyor muyuz sorusunun cevabı hayır. Demek ki bizim başka bir şey yapmamız lazım. Demek ki alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekiyor. Netice itibariyle hep aynı şeyleri farklı bir sonuç beklemek akılcı bir yöntem değil olsa gerek değil mi? Bizim sorunumuzun aslında yasal mevzuat olmadığı, tedbir olmadığı anlaşılıyor, başka bir şey yapmamız gerekiyor. Demek ki biz insan yetiştirme modelimiz üzerinde bir çalışmamız gerekiyor. Bu kısa vadeli bir iş mi, kolay bir iş mi? Nihayetinde bardak üretmiyorsun, insan yetiştiriyorsun. Dolayısıyla bir insan davranışını bugün de yarına değiştirebilmek hiç kolay bir şey değil. Sorun daha derin, yetişme biçimiyle ilgili, davranışlarla ilgili, sorun çözme becerisi kazandırmamayla ilgili, bencillikle, egoitlikle ilgili, psikolojik ve psikiyatrik tabanı olan sorun dolayısıyla birçok sebebe bağlı bir işle uğraşıyoruz. Sizden rica ediyorum artık şunu kategorize etmekten, birbirinizi suçlayarak bu işten kurtulmaktan lütfen, vazgeçelim. Bu sorunu hafife almaktan, siyasallaştırmaktan, toplumu bölmekten başka bir şey yaramıyor, bunu defaatle söylüyorum. Şiddet bana göre bir kültürdür, bir ortamdır ve bu ortamda büyür, çoğalır. O yüzden şiddet türlerine göre değil, şiddetin tamamına karşı toplumsal bir duruş sergilenmesi elzemdir, acildir. Şiddet maalesef sosyal medya, dijital mecra, araçlarıyla yaygınlaşıyor. O yüzden de sevgi ve şefkatin hakim olduğu, doğru rol modellerinin toplum önüne serildiği bir ortamı artık kurgulamayız. Gençlere, çocuklara baktığımda zaman zaman ümitsizliğe kapıldığımız zamanlar da oluyor. Çünkü sosyal medya mecraları, maalesef dijital mecralar çocuklarımızı ailelerimizden çalmaya başladı. Sosyal medya mecralarının sınırlandırılması konusunu yıllardır savunuyorum. Hala aynı fikirdeyim. Belirli yaş gruplarının sosyal medya mecralarında sınırsızca hesapsızca dolaşması mutlaka engellenmelidir. O yüzden bu şiddet konusunda annelerin, babaların çocuklarıyla daha yakın ilgi, alaka kurmaları gerektiğini söylüyorum. Burada her gün ağlamak, oturup her gün şikâyet etmek yerine tüm kamu, kurum ve kuruluşları, toplumun tüm kesimleri bir araya gelip bu sorunu nasıl çözeriz diye uğraşması gerekir. Ülkede yeni bir akım gelişti. Herhangi bir pislik, herhangi bir kötülük gördüğünde onun üzerinde tepinenler var, çoğaldı. Kokuyorsa daha çok kokuyor. Rahatsız ettiyse daha çok rahatsız ediyor. Halbuki bizim medeniyetimizde ne vardı? Bir çöp gördüğümüzde gider kaldırır. Çöp kutusuna atardık. Veya o noktada bir çöp koyuyorsa birisi gelir orayı yıkardı. Şimdi bu gelenek ortadan kalkıyor. O yüzden şunu söylemeye çalışıyorum, farkındalık önemli. Yoksa gördüğünüz her haber, duyduğunuz her fısıltı sizin için doğru olur. Bugün sosyal medyanın getirdiği maalesef durum budur. Şu medeniyet kodlarımıza bir daha dönelim. İyiliği çoğaltalım. Erdemli davranışlarını artıralım. Birbirimizin gözyaşını silelim. Karşılıksız birine yardım edelim. İnsan hayatının en kutsal varlıktır. O yüzden ne yapalım? Yaşam hakkını sonuna kadar savunalım. Benim gibi düşünsün, düşünmesin, benim gibi inansın, inanmasın. İnsana hürmet edelim. Ama bunu diyebilmek için önce biz kendimizi bir sorgulamayız, bir kendimize bir gelmeliyiz. Biz kimiz? Biz kimiz sorusunu doğru cevaplamıyoruz biz. O yüzden davranışlarımız arabesk, düşüncelerimiz arabesk. Biraz ondan biraz bundan biraz bundan karışık. Bizim Türk milleti olarak tekrar silkinip kendimize gelmemiz lazım. Ben utanıyorum bu ülkede kadın şiddetini konuşmaktan ya. Vallahi billahi utanıyorum. Bu çalışmaların daha detaylı olması diliyorum. Çünkü sizin bu önerilerinizle biz kendi yol haritamızı yani Malatya’nın yol haritasını belirleyeceğiz” şeklinde konuştu.
Muhabir: HANİFE SARI
