Rehberlik Ve Eğitim Uzmanı Tolga Özcan, gazeteci Berkman Dulcan ve Malatya Sonmanşet gazetesi Yazı İşleri Müdürü Sinem Hatun Davut’un sunduğu Busabah TV YouTube kanalında yayınlanan “Haftanın Nabzı” programına konuk oldu. Programda Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) tüm yönleriyle ele alındı.
Konuyla ilgili konuşan Rehberlik Ve Eğitim Uzmanı Tolga Özcan, “20 ve 21 Haziran’da YKS sınavımız gerçekleştirildi. Sınav sonuçları 22 Temmuz itibariyle açıklanacak. Tabii bazı senelerde ÖSYM’nin bunu erken açıkladığı da oldu. Bu tarihe kadar adaylarımızın kafasında çok soru işaretleri var. ÖSYM'nin şöyle bir sistemi var yanlış soru ya da hatalı soru olduğu zaman bunu bilir kişiyle değerlendiriyor. Kendi ekibinde bilir kişi var. Hatta onun açıklamasını yaptı ÖSYM geçen hafta. Bilir kişi raporuna göre ona karar veriyor. Yani bilir kişi toplanıyor. O soruyu hazırlayanlarla beraber toplanıyorlar ve o şekilde bir sonuca varıyorlar. O sonuçtan sonra kamuoyunu bilgilendiriyorlar. Ondan dolayı ÖSYM biraz gecikmiş oldu. Bunu zaten ortaya çıkartanlar da yani sorunun yanlış olduğunu diyenler de sınava giren branş öğretmenleri. Hatalı sorular dillendirilince ÖSYM bunu artık bilir kişiyi toplayarak inceledi ve bir karara vardı. Dedi ki ‘ben edebiyat sorusunu saymıyorum.’ İptal edilen sorunun puanı herkese verilmiyor. ÖSYM’nin açık bir puan hesaplama sistemi var. Orada soru sayısı kadar hesaplama yapılıyor. Yani örnek veriyorum edebiyat 23 soru üzerinden değerlendirilecek. Normalde 24 edebiyat soruluyor. Matematik 40 soru. Matematikte değişen bir şey yok. Sadece cevap değişti. Yani o cevabı yapanların doğru sayılacak ama edebiyat 24 soru değil 23 soru üzerinden değerlendirilecek. O soru çıkarıldı. Soru adedi üzerinden tekrar hesaplanmaya başlandı. 24 soru değil de 23 soru üzerinden hesaplanacak. Standart sapma aynı, hesaplama aynı, yığılma aynı. Sadece bir soru eksik olarak hesaplanacak. Ondan dolayı da adaylarımızın burada çok da kafalarına soru işaretleri oluşmasın. Sınav sonuçlarını heyecanla bekliyorlar. Burada da kamuoyundan da tabii ki lütfen öğrencilerin akıllarını karıştıracak herhangi bir işte fikir düşünce belirtmeyelim. O kadar bilgi kirliliği var ki çok tehlikeli. ÖSYM de bunu sitesinde açıkladı dedi ki, ‘soru adedi şeklinde, soru sayısı adedi şeklinde hesaplanacak’ dedi. Diyor ki hocam diyor sınav tekrar iptal edilme gibi bir şey mi var? Hayır bir soru için sınav iptal edilmez. Siz devam edin diyorum yani. OBP başarı puanı güncellemesi var, her sene ÖSYM'nin yapmış olduğu. Mesela OBP güncellemesi nedir? Diyor ki ÖSYM gir bak sistemine. Eğer okulun doğruysa, diploma notun doğruysa onayla. ‘Ben onaylamadım, onaylamadığım için puanım hesaplanmayacakmış’ gibi bilgi kirlilikleri çok var. Lütfen öğrencilerimiz buna kulak asmasın. 22 Temmuz'u bekleyelim. Sınav sonuçları 22 Temmuz'da açıklanacak ama bazen öncesinde de açıkladığı oluyor ÖSYM'nin. O da çok yığılma olmasın diye çünkü sınav sonuçları açıklandı, genelde de sabah açıklanıyor, açıklandığı zaman öğleye kadar girilmiyor. Çocuklar da heyecanla bekliyor” ifadelerine yer verdi.
“ÖĞRENCİLERİN YAPMASI GEREKEN KENDİLERİNE UYGUN MESLEK ARAŞTIRMAK”
Öğrencilerin YKS için puan hesaplama eyleminde bulunmamalarını tavsiye eden Tolga Özcan, “Öğrenci arkadaşlarımız lütfen puan hesaplama işine girmesinler. Neden? Şimdi arkadaşlar, şöyle bir hataya düşüyor. Her senenin standart sapması farklı. Her senenin puanı farklı. Şimdi ben şöyle örnek vereyim. 2021 ile 25 arasında 40 bin oynama var. Şimdi diyor çocuk hesaplamış. Ben diyor ‘2020'ye göre 40 bine giriyorum. 2022'ye göre 30 bine giriyorum. 2023'e göre 10 bine giriyorum’ gibi böyle bir puan hesaplamaya giriyor. Hayır girmesinler. Niye? Her senenin puanı değişiyor. Çünkü ÖSYM'de şöyle bir şey var her sene sıralamalar oynuyor. Mesela 2020 tarihte en zor sınav 2021'di. Bir de şu var ÖSYM 2. dönem konularını kaldırdığı zaman o sene sıralamalar oynuyor. Biz bunu depremde gördük. Pandemide gördük. Depremde ikinci dönem konularını sormadılar. 2023'te sıralamalar attı. Burada yapmaları gereken şu, az çok zaten ne yaptıklarını biliyorlar. Ne yapacaklarını da biliyorlar. Ne çözdüklerini de biliyorlar. Burada yapmaları gereken meslek araştırsınlar en önemlisi o. Bu meslek bana uygun mu? Bakın meslek 4 yıl değil, 44 yıl boyunca yapılacak” şeklinde konuştu.
“ÇOCUKLAR PROTEZ DEĞİLDİR”
Sözlerine devam eden Tolga Özcan, “Ben kimim? Önce oradan başlayacağız. Ben kimim? Benim ilgi yeteneğim nedir? Ben bu mesleği yapabilecek miyim? Biraz önce söylediğiniz gibi yanlış meslek 40 yıl götürüyor. Aile baskı yapıyor, tıpa gideceksin. Çocuk diyor ki ben bilimsel çalışmak istiyorum. Ben kendi uçağımı yapmak istiyorum. Yazılımcı olmak istiyorum. Bilgisayarcı olmak istiyorum. Aile diyor hayır tıp okuyacaksın. Benim tıp okuyup bırakıp tekrar sınava hazırlanan öğrencilerim var. Çocuklar protez değildir. Dünün güneşiyle bugünün çamaşırı kurutulmaz yani onu aşmamız lazım” sözlerini kullandı.
Konuyu değerlendiren Sinem Hatun Davut ise, “Anne babaların en çok yaptığı hataları söyleyin dersek birincisi şu kendi içinde kalan uhdeyi çocuğuna empoze etmek. Kıyaslamak” diye konuştu.
“KÜÇÜK YAŞTA ÇOCUKLARA YÜKLER YÜKLÜYORUZ”
“Küçük yaşta çocuklara yükler yüklüyoruz” diyerek sözlerine devam eden Tolga Özcan, “Ailelerimizin yaptığı hatalardan birisi de o. Yani küçük yaşta çocuklara biz bir yük yüklüyoruz. O yanlış. Diğer bir husus ailelerimizin yaptığı lütfen her ağlayan çocuğa hani derler ya her ağlayan çocuğa emzik vermeyeceksin. Lütfen ailelerimiz her çocuklarımızın her istediklerini yapmasınlar. Karneler alındı biliyorsunuz. Danışanlarım diyor ki ‘çocuk takdir getirdi, telefon istiyor.’ Diyorum ki siz o takdir getirdi diye bunu almayın ki onun zaten görevi, yapmak zorunda. Şimdi bir çocuk okuldan takdir getirdi diye ona hediye almak ayrıdır. Onu ödüllendirmek ayrıdır. Şimdi o onun görevi, sorumluluğu. Onu yapmış, getirmiş, senin gönlünden kopmuş. Tamamdır. Ama sonra ne oluyor? Çocuklarımızı mutlu edemiyoruz. Niye mutlu edemiyoruz? Çünkü tatmin edemiyoruz, tatminsizlik, mutsuzluk getiriyor. Ayakkabı alıyorsun, bir üst modelini istiyor. Telefon alıyorsun bir üst modeli istiyor. Bu da onun var, benim yok mantığına giriyor. Aslında buradaki en önemli şey kıyaslamak. Yine oraya geldik. Ya burada ailelerimiz lütfen çocuklarımızın her söyleneni, her yaptık yani her dediklerini yapmasınlar. Burada da en önemli nokta şu çocuklarını dinlesinler, günlük 5 dakika fazla değil. Dinlemezseniz o çocuk sevgiyi sonra dışarıda arıyor” cümlelerine yer verdi.
Berkman Dulcan ise, “Kendi uhdelerimizi, kendi içimizde birikenleri çocuğa empoze ediyoruz. Çocuğun hiçbir hayatı yokmuş gibi onu bir yarış atı gibi ilkokuldan başlıyoruz ta üniversite sınavına kadar çalışacaksın, çalışacaksın, çalışacaksın, çalışacaksın. Çocuk ondan sonra bir yerde öyle bir kopuyor ki ben kimim, ben ne yapıyorum olayına düşüyor. Biz niye bunu yanlış yapıyoruz? Yani eğitim sistemimizdeki bu aksaklık, bu yanlış neyden geliyor? Biz neden öğrenme odaklı gideceğimize ezber odaklı gidiyoruz” sözlerine yer verdi.
“KİTAP SEVGİSİ AZALIYOR GİT GİDE”
Tolga Özcan ise daha sonra şunları kaydetti: “Bir çocuk ilkokul 1'de başlıyor 12. sınıfa kadar geliyor. Bu çocuk ne olmak istiyor? Doktor, hakim, savcı işte meslek sahibi olmak istiyor. Bu çocuğun geleceği yani 12 yıl boyunca gördüğü eğitiminin karşılığını ve hayallerinin gerçekleştirmesi için bu çocuğun yapacağı cumartesi 2 saat 45 dakika, pazar günü 3 saat bitti. Bir çocuğun geleceği iki güne bağlı. Şimdi önce buradan başlamalıyız. Şimdi düşünsenize bir çocuk hayal kuruyor. Ben büyüyünce doktor olacağım. Ben büyüyünce bunu olacağım. Şu mesleği gerçekleştireceğim diyor ve bunu sadece iki güne yayıyor. Bu sene de çok gördük haberlerde kimseyi almadılar, 3 saniyeyle sınav giriş kapıları kapatıldı. Ama şimdi burada şöyle bir şey var, yani burada şunu da konuşalım hani hakkını verelim öğrenciler sorumluluğunu bilsin. Şimdi saat 10'dan sonra girdi aday diyelim yanlış bir salonda girdi. Nasıl olacak? Cevap kağıdı da yok. Çünkü cevap kağıtları kişiye özel basılıyor. Hadi, soru kitapçık var da cevap kağıdı yok yedek yani. Çünkü kişinin fotoğrafının olduğu adaya özel basılıyor. Ondan dolayı da ÖSYM diyor ki yanlış bir salona girdi diyor. Diyelim 10 geçe girdi. Sınava da 5 dakika var. Nasıl diyor bu aday salonu değiştirecek? İşte ÖSYM de diyor ki 10’dan sonra kimseyi almayacağım diyor. Şimdi diyelim salona oturdular sınav salonunda saat 10'dan sonra lavabo da yok. Görevli orada duyuru yapıyor 10’a kadar gidin, 10’dan sonra yasak diyor. Hani sadece içeri de girmek değil lavaboya gitmek de yasak. Çocukları biraz ezberci yönetimden geldikleri için bağlam temelli sorular çözemiyorlar. Biz bu çocuğa kitabı lisede değil temelde başlatmamız lazım ilkokul itibariyle. Şimdi biz bu çocuklara lisede kitap okuttuğumuz zaman bu çocuklara yük geliyor kitap okumak. Gerçekten yük geliyor. O çocuğun kitabı niye okuması gerektiğini söylememiz lazım. Yani kitabın entelektüel düzeyde kültürünü arttırdığını, kültürel işte fonksiyonunu geliştirdiğini bunları anlatmamız lazım. Bizim çocuklarımız maalesef şu anda enformasyon toplumu olduğumuz için 21. yüzyıl yani dijitalleşen dünya, bilgi toplumu olduğu için bilgiye ulaşmak şu anda çok kolay. Maalesef ki çocuklar da o bilgiyi işte sosyal medya, dijitalleşen dünyada öğrendiği için maalesef ki artık o kitap sevgisi azalıyor git gide. Bunu görüyorum. Gerçekten çok üzülüyorum.”
HANİFE SARI
