Türkiye’de en sık görülen kanser türleri arasında yer alan kolorektal kanserlere karşı tarama programlarının önemi bir kez daha gündeme geldi. Erken dönemde tespit edilen vakalarda tedavi başarısı artarken, düzenli kontroller sayesinde kanser öncesi lezyonların da belirlenerek hastalığın gelişiminin önüne geçilebiliyor. Konuyla ilgili bilgi veren Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı ve Malatya Turgut Özal Üniversitesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Burhan Hakan Kanat önemli açıklamalarda bulundu.

Kolonun ince bağırsağın bitiminden başlayıp anüste sonlanan gastrointestinal sistemin bir parçası olduğunu belirten Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Burhan Hakan Kanat, kalın bağırsağın kolon ve rektumdan oluştuğunu, kolorektal kanserlerin ise bu bölgenin kanserlerine verilen isim olduğunu söyledi.

“HASTALIĞIN GÖRÜLDÜĞÜ YAŞTAN 10 YIL ÖNCE BAŞLANMASINI ÖNERİYORUZ”

“Kanser, bağırsağın bir hücresinden gelişir. Eğer zamanında tedavi edilmezse çevre organlara ve uzak organlara sıçrayarak hayati tehlike oluşturabilir” diyen Dr. Kanat sözlerine şöyle devam etti:

“Kalın bağırsak, kanser öncesi lezyonlar dediğimiz ve özellikle poliplerin sık görüldüğü organlardan biridir. Burada elimizi güçlendiren en önemli tanı aracı, bu organların içini görüntüleyebilmemizdir. Erken evrelerde kanser öncesi lezyonlar ve kanserler genellikle herhangi bir belirti vermediği için tarama yöntemleri hayati önem taşımaktadır. Ülkemizde kolorektal kanserler, Ulusal Kanser Tarama Programı içerisinde yer almaktadır. Programa göre 50-70 yaş arasındaki tüm kadın ve erkek bireylere iki yılda bir gaitada gizli kan testi yapılması, normal risk grubundaki bireylere ise 10 yılda bir kolonoskopi yapılması önerilmektedir. Gaitada gizli kan testi aile sağlığı merkezlerinde, KETEM'lerde ve hastanelerde yapılabilmektedir. Bu yaş grubunda gaitada gizli kan testi pozitif çıkan hastaların ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarına yönlendirilmesi ve ileri tetkiklerinin yapılması gerekmektedir. Ancak ailesinde birinci veya ikinci derece akrabalarında, özellikle ardışık kuşaklarda kolon kanseri görülen hastalarda ve genetik yatkınlığı bulunan bireylerde tarama programları daha erken yaşlara çekilebilmektedir. Ailesinde 50 yaşından önce kolon kanseri görülen bireylerde ise taramaya, hastalığın görüldüğü yaştan 10 yıl önce başlanmasını öneriyoruz.”

“DEĞİŞTİRİLEMEYEN RİSK FAKTÖRLERİ BULUNMAKTADIR”

Hastalıkta değiştirilebilir ve değiştirilemeyen risk faktörleri bulunduğunu belirten Dr. Kanat,

“Risk faktörlerine baktığımızda değiştirilebilir ve değiştirilemeyen risk faktörleri bulunmaktadır. Değiştirilebilir risk faktörlerinin başında sigara kullanımını bırakmak, dengeli ve düzenli beslenmek, hazır gıdalardan kaçınmak, yeterli sıvı tüketmek ve düzenli egzersiz yapmak gelmektedir. Değiştirilemeyen risk faktörleri arasında ise yaş, cinsiyet, ailede genetik olarak kanser öyküsünün bulunması, bazı kalıtsal sendromlar ve kişinin mevcut bağırsak hastalıkları yer almaktadır”

şeklinde konuştu.

“KOLONOSKOPİ ÖNCESİNDE BELİRLİ BİR DİYET UYGULANIR”

Hastaların hangi şikayetlerde uzmanlara başvurduğunu anlatan Dr. Kanat,

“Kolorektal kanserlerde, özellikle kanser öncesi dönemde ve erken evrelerde hastaların çoğunda herhangi bir şikâyet görülmemektedir. Bu nedenle hastalığı bu dönemde tarama yöntemleriyle tespit etmeyi amaçlıyoruz. Hastalar genellikle kilo kaybı, iştahsızlık, son dönemde dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, dışkı kıvamında farklılaşma ve kabızlık gibi şikâyetlerle başvurmaktadır. Kanser kalın bağırsağın sağ tarafında yerleşmişse daha çok kansızlık, halsizlik ve anemi bulgularıyla karşımıza çıkmaktadır. Eğer hasta tarama yöntemleriyle tanı almamışsa ve bu belirtilere sahipse, özellikle de 50 yaşın üzerindeyse kolonoskopi yapılmasını öneriyoruz. Kolonoskopi öncesinde belirli bir diyet uygulanır. Daha sonra bağırsaklar özel ilaçlarla temizlenir ve kamera yardımıyla bağırsağın iç kısmı ayrıntılı olarak incelenir. İnceleme sırasında şüpheli veya kanserli dokulardan patolojik değerlendirme amacıyla biyopsi alınır ve tanı bu şekilde konulur”

ifadelerini kullandı.

“KOLON KANSERİ AMELİYATLARI BAŞARIYLA UYGULANIYOR”

Kolon kanseri başka organlara yayıldığında cerrahi müdahale gerektirdiğini söyleyen Dr. Kanat,

“Başka organlara yayılmamış kolon kanserlerinde tedavinin temelini cerrahi oluşturmaktadır. Günümüzde hastanemizde ve ülkemizin birçok merkezinde kolon kanseri ameliyatları hem açık hem de kapalı yöntemlerle başarıyla uygulanmaktadır. Rektum, yani bağırsağın son kısmında gelişen kanserlerde ise tedavi stratejisi hastadan hastaya değişebilmektedir. Hastalığın evresine göre bazı durumlarda önce kemoterapi ve radyoterapi uygulanmakta, ardından cerrahi tedavi gerçekleştirilmektedir. Hastaların en çok çekindiği konulardan biri kolostomi veya ileostomi, yani stoma açılmasıdır. Bu işlem, bağırsağın geçici olarak karın duvarına ağızlaştırılması anlamına gelmektedir. Ancak bu uygulama çoğu zaman hastanın yararına olan ve tedavi sürecini güvenli hâle getiren bir yöntemdir. İçerideki dokular iyileşip tedavi tamamlandıktan sonra bağırsak yeniden eski anatomik yerine alınabilmektedir. Hastanemizde bu ameliyatların tamamı başarıyla gerçekleştirilmektedir”

diye konuştu.

HÜSEYİN KOCAMAN