Türk Eğitim-Sen Malatya Şube Başkanı Fevzi Şahin, gazeteci Berkman Dulcan ve Malatya Sonmanşet gazetesi Yazı İşleri Müdürü Sinem Hatun Davut’un sunduğu Busabah TV YouTube kanalında yayınlanan “Haftanın Nabzı” programına konuk oldu.
Programda öncelikle okullarda güvenliğin inşa edilebilmesi için yapılması gerekenleri sıralayan Fevzi Şahin,
“Yarın biri öğretmene bir saldırı yaptığı zaman cezasının ne olacağını bilmeli. Milli Eğitimde bir veli öfke patlaması yaşayabilir mi? Şimdi öfke patlaması anlık olan bir şey. Çocuk akşam veliye öğretmenini şikayet ediyor. Veli sabah gelip okulda öğretmene her türlü saldırıyı kendisine bir meşru hakmış gibi görüp uygulayabiliyor. Bu noktada bizim için cezaların arttırılması disiplin yönünden de birtakım adımların atılması gerekiyor. Bununla beraber okullarda güvenlik en önemlisi bu aslında. Bu tür olayların yaşanmaması için okullarda sabit bir özel güvenliğin olması gerekiyor. Bu Maraş olaylarından sonra her okula bir polis verilmeye olanaklar çerçevesinde çalışıldı. Bununla beraber özel güvenlik en azından caydırıcı olur, girişte. Bir de ya eğitimle alakalı meselelerde eğitimcilerin konuşması gerekiyor. Mesela o Maraş olaylarından sonra bir bakan yardımcımız çıktı dedi ki okullarda efendim işte karakol basıldığı zaman polis karakola gidiyor. Öğretmen niye gitmesin? Yani şimdi bizim öğretmen arkadaşlarımız, gönül rahatlığıyla söyleyeyim hangi iş verilirse yaparlar. Yani öğretmen yeri geldi mi devleti temsil ediyor. Şimdi bunu herkes biliyor. Bakın pandemi oldu öğretmenlerimiz sokak sokak gezdiler. Konteyner kentlerin yönetiminde yönetici olarak görev aldılar. Deprem oldu ortak güvenli alan olarak okullar belirlendi. O okulları okul müdürlerimiz açtı. İlk yardım kurtarma çalışmalarında öğretmenlerimiz gönüllü olarak seferber oldu. Burada bizim İl Milli Eğitimin de kurmuş olduğu bir birim var. Yine öğretmen arkadaşlarımız orada görevliler. Seçim olur, yine öğretmenimiz gider sandığın başında durur. Öğretmene hangi görevi verirse devletimiz, öğretmenimiz gocunmadan bu işi yapar. Verilen hangi iş olursa eğitim dışında. Ama biz de şunu istiyoruz ya sahip çıkılsın. Yani öğretmenimiz bir yanlışlık olduğu zaman hemen sosyal medyada ya da farklı mecralarda itibar suikastine uğratılmasın”
ifadelerine yer verdi.
“OKULLARDA GÜVENLİĞİN ARTTIRILMASI İÇİN NORM KADRO SAYISINI ARTTIRMAK GEREK”
Okul güvenliği açısından önem teşkil eden idareci kadrolarının eksikliğine de vurgu yapan Fevzi Şahin,
“Okul güvenliği ile alakalı bir parantez daha açayım şu da önemli. Şimdi bizim okullarda idareci kadrolarımız var. 500 öğrenciye bir müdür yardımcısı düşüyor. Şimdi biz Türk Eğitim- Sen olarak şunu da söylüyoruz okullarda güvenliğin arttırılması için yapılması gerekenlerden bir tanesi de norm kadro sayısını arttırmak. Yani 250 öğrenciye bir müdür yardımcısı düşerse en azından müdür yardımcısı öğrencileri tanır. Öğrencilerin takibini yapar. Yani 500 öğrencinin takibini yapmak birazcık daha zor oluyor. Kimi okullarda sadece bir müdür yardımcısı var, hem diğer idari işleri yapıyor hem de öğrenci işlerini yaptığı için bu da ciddi anlamda bir sıkıntı olabiliyor. O yüzden 250 öğrenciye bir müdür yardımcısı ve rehber öğretmen de yine aynı şekilde 250 öğrenciye bir rehber öğretmen verildiği zaman okullardaki güvenlik aşılmış olur. En azından idare öğrenciyi tanır, en önemlisi bu aslında”
diye konuştu.
“TEMİZLİK YAPILIYOR AMA YETERLİ OLMUYOR”
Okullarda yaşanan temizlik sıkıntısına yönelik de değerlendirmeler yapan Fevzi Şahin,
“Biz her dönemin başında bu meseleyi gündeme getiriyoruz, yeterli değil. Yani evet temizlik yapılıyor ama yeterli olmuyor. Bu devletin genel politikası artık devlet kadrolu hizmetli almıyor. Bunu taşeron firmalar vasıtasıyla ya da İŞKUR marifetiyle ara elemanları alıp bu hizmeti sağlamaya çalışıyor. Ama bu yeterli değil. Yani temizlik istenilen düzeyde değil. Yani bizim birçok sorunumuz var. Aidiyet duygusunun gelişmesi lazım. Kendisini o kuruma ait bir birey olarak gördüğü zaman verimliliğin arttığını görüyoruz, bu önemli. Okullarda şimdi de hizmetliler var ama yaş haddinden emekli oldukça bu sayı azalıyor. Şu anda devletin politika gereği okullara hizmetli kadrolu almıyor”
şeklinde konuştu.
“YETKİLİLERİMİZİN KARAR VERMESİ GEREKİYOR”
Eğitimde sürekli değişen müfredata yönelik de konuşan Fevzi Şahin,
“Şimdi bu maarif modeli geliştirilirken ya daha doğrusu bir eğitim modeli geliştirilirken eğitim modelindeki amaç ülkenin uzak hedeflerini gerçekleştirmek ve elindeki mevcut insan kaynağını doğru kullanmak ve ihtiyaç olan alanlara insanları yetiştirmek. Eğitim modelindeki amaç bu. Şimdi bizim ülke olarak hedeflerimiz var. Muasır medeniyet seviyesine ulaşmak, bölgesel güç olmak, küresel güç olmak. Şimdi biz bunları neyle sağlayacağız? İnsan kaynağıyla sağlayacağız. Hangi insan kaynağı? Yetişmiş insan kaynağıyla sağlayacağız. Yani eğitim modelinin her şeyden önce yerli ve milli olması lazım. Yerli ve milliden kastettiğimiz ne? Ülkenin gerçekleriyle ve beklentilerini karşılayacak düzeyde olmalı. Bununla beraber bununla beraber çağdaş ve bilimsel olmalı. Bir eğitim modeli geliştirilirken bu saç ayağının üzerine kurulmalı çağdaş, bilimsel, yerli ve milli ülkenin gerçekleriyle uyumlu, ülkenin hedeflerini gerçekleştirecek düzeyde olmalı ki mevcut insan kaynağını doğru bir şekilde yetiştirmiş olalım ve orayı kanalize etmiş olalım. Şimdi bu maarif modeli geliştirilirken bizim ilk sormamız gereken soru bu. Model beklentileri karşılıyor mu? Bu cevap etrafında bizim bu meseleyi şekillendirmemiz lazım. Maarif modelini gerçekleştirecek olanlar kim? Öğretmenlerimiz. Öğretmenlerimize soruldu mu? Soru bu. Öğretmenlerimize soruldu mu? Görüş ve önerileri alındı mı? Evet, alındı. Ama ne zaman alındı? Model uygulamaya 20 gün kala alındı. Model 3 ayda oluşturulduğu için yani 20 günde iyi bir süre bence geliştirilmesi noktasında. Şimdi burada öğretmenlerimize ciddi bir yük geldi, maarif modeliyle beraber. Hem süreç odaklı bir değerlendirme var hem de sonuç odaklı bir değerlendirme var. Tamam bu eğitimin sağlığı açısından önemli. Çünkü elde edeceğimiz ürün ve çıktı bizim bir sonraki hedefimize götüreceği için bir önceki hedef için olması gereken bir durum. Ama bizim yetkililerimizin bir karar vermesi gerekiyor. Siz öğretmeni masa başında evrak işleriyle uğraşan bir meslek grubu olarak mı görmek istiyorsunuz? Yoksa tahtada akademik olarak öğrenciye bir şeyler vermeye çalışan bir meslek grubu olarak mı görmek istiyorsunuz? Önemli olan bu. Malatya'da ben bunu sayın il müdürümüze de konuyu söyledim. Öğretmenlerimiz proje altında şu anda eziliyor. Malatya'da 17 tane proje uygulanıyor. Projelerde sorun yok. Sorun şu iş yükü arttı. Mesela Valiliğimizin yürüttüğü Önem Projesi var. İhtiyaç sahibi, sevgiye muhtaç ya da maddi anlamda eksik kalan çocuklara destek olmak amacıyla geliştirilen bir proje. Güzel bir proje ama burada öğretmen zaman olarak çok ciddi anlamda bir zaman harcıyor. Öbür tarafta akademik olarak yetiştirmesi gereken bir müfredat var. O yüzden zamansal sorunu oluyor. Bununla beraber başka projeler de var. İşte Malatya Okuyor Projesi, Akran Zorbalığı Projesi vesaire hem bakanlığın hem de il Milli Eğitimimizin yürüttüğü yerli projeler var. Bunlar artı durumlar ama öğretmen yetiştiremiyor. Yani öğretmenin asli görevi öğrenciye akademik anlamda faydalı olmak. Şimdi öğretmen bunu ikinci plana itip birinci plana projeleri alırsa bu çok ciddi anlamda problemler yaratıyor. Bu sebeple projeler yürütülürken projelerin gönüllülük esasına göre yürütülmesini talep ediyoruz. Yani zorunlu olmaktan çıksın, gönüllülük esasına göre projeler yürütülürse, biz daha faydalı olacağına inanıyoruz”
cümlelerine yer verdi.
HANİFE SARI
