Malatya Büyükşehir Belediyesi ve Malatya Kent Konseyi İl Afet Çalışma Grubu tarafından ‘Deprem Sonrası Malatya; Sağlık, Çevre, Kentleşme ve Psikolojik Etkiler’ başlıklı bir panel gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Dr. Ali Yalçın’ın yaptığı panele konuşmacı olarak Prof. Dr. Ali Özer, Prof. Dr. Zeki Boyraz, Doç. Dr. Murat Sezik ve Psikolog Hikmet Yıldız katıldı.

Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşının okunması ile başlayan programın açılışı konuşmasını Malatya Kent Konseyi Genel Sekreteri Hasan Batar yaptı.

“BU ŞEHRİN HİZMETİNE SUNMAK DURUMUNDAYIZ”

Malatya Kent Konseyi’nin kapılarının şehre katkı sunmak isteyen herkese açık olduğunu dile getiren Batar, “Şehrin genelini ilgilendiren çalışmalar, sivil toplum örgütleri ortak aklıyla beraber biz Malatya Kent Konseyi olarak bunu daha çok koordine ediyoruz, yürütülmesinde de aracılık ediyoruz. Bu çalışmanın şehrimizin geleceğine çok faydalı olacağını düşünüyoruz. Biz eğer bugün çevreyi, sağlığı, kenti tartışmazsak gelecekte şehrimizi daha farklı boyutlarıyla tartışır hale getireceğiz. Dolayısıyla tedbir almak, daha nitelikli, kaliteli ve daha konforlu bir şehir hayata geçirmek bakımından bu yaptığımız çalışmalar önemli. Sadece bir kurumun ya da bir yerel yönetimin şehrin tamamında yetkin ve etkin olmasını bekleyemeyiz. Şehrin tamamında yetkin ve etkin olmak için elbette ki şehrin ortak aklını bu şehrin hizmetine sunmak durumundayız. Biz bugün bunu yapıyoruz. Her kesimden, her cenahtan birçok çalışmayı yürüttük. Esas prensibimizde şu; bu şehre katkı sağlamak isteyen herkese Malatya Kent Konseyi'nin kapıları açık. Biz genel kurulun akabinde bütün sivil toplum örgütlerimize bir mesaj attık. Birlikte Malatya için neler yapabilirizi konuşmak üzere sizi Kent Konseyi'mize davet ediyoruz. Aslında bu kıymetli bir davet. Çünkü bu şehri sadece belli organlar marifetiyle yürütmek o şehrin sürdürülebilir geleceğinde birtakım aksaklıklara da sebebiyet verecektir. Bu misyon doğrultusunda aslında bu dert doğrultusunda biz bu programları yürütüyoruz. Panelimizin nitelikli, kaliteli sonuçlar vermesini temenni ediyorum” ifadelerine yer verdi.

“ŞEHRİMİZ ÇOK BÜYÜK BİR YARA ALDI”

6 Şubat depremlerinden Malatya’nın çok büyük yara aldığını söyleyen panel başkanı Dr. Ali Yalçın, “Zamanı geldi evlerimize giremedik zamanı oldu evlerimizin içerisinden çıkamadık ve her ikisi de büyük bir afet sürecinde yaşandı. Birisi dünyayı etkiledi, birisi ülkemizde 11 şehri etkiledi. Diğer illerimize kıyasla biz de çok büyük bir can kaybı olmadı. Şehrimiz çok büyük bir yara aldı. Biz biliyoruz ki Allah-u Teâla bizi bir takım süreçlerden geçirir ve biz onlardan dersler alırız. Kendimize çeki düzen veririz. Kimisi doğal afetlerdir, kimisi de bizlerin eliyle olmuş süreçlerin akıbetidir. Bunlardan ders ve yol alırız. Bir farkındalık oluşturmak ve daha yaşanılabilir bir şehir oluşturmak adına bu toplantıların çok önemli olduğuna inanıyorum” şeklinde konuştu.

“PSİKİYATRİK SORUNLAR UZUN SÜRE DEVAM ETTİ”

Panelde ilk sözü Prof. Dr. Ali Özer alarak depremden sonra şehirde sağlıklı olmak konulu bir sunum gerçekleştirdi. Sağlığın sosyal belirleyicilerinden bahseden Özer, “Depremden sonra pek çoğumuz mahallelerimizi, evlerimizi, akrabalarımızı kaybettik. Çoğu yer değiştirdiler. Pek çoğu göç etti. Tabii bu sağlığı önemli ölçüde etkileyen bir faktör. Beslenme bir faktör. Sağlığın sosyal belirleyicilerinden biri de beslenme. Pek çok çocuğumuz şu anda kendi okullarında okumuyor, temiz su, erişilebilir ve temiz enerji, temiz hava, sağlığın temel belirleyicileri. Eğer biz bu parametrelerden pek çoğuna sahip değilsek sağlıklı bir sosyal yaşamdan bahsetmemiz de söz konusu olmuyor. Depremde pek çok açıdan bunu etkiledi. Depremden sonra pek çoğumuz psikiyatrik sorunlar yaşadı. Kimi vatandaşlarımızda bu psikiyatrik sorunlar uzun süre devam etti ve bazılarında hala devam ediyor” dedi.

“BÜYÜK BİR DEPREM BEKLEMEK BEYHUDE”

Prof. Dr. Ali Özer’den sonra söz alan ve Malatya’nın risk analizi hakkında bir değerlendirmede bulunan Prof. Dr. Zeki Boyraz ise, “Malatya Fayı, 2 bin yılın üzerinde deprem üretmemiş ve tartışmalı bir fay. Şu an çalışmalar var. Bilim insanları bu fayın çok büyük bir deprem üreteceğini düşünmüyor. Ancak bazıları bununla ilgili yoğun korku salıyorlar. Depremler belirli bir periyotta meydana gelirler yani her an büyük bir deprem beklemek beyhude. Tarihsel sürece baktığımızda 400-450 yıl bandında büyük depremler yaşanmış. Bu anlamda kent olarak biraz daha rahatlayıp ne yapmamız gerektiğine bakmamızda fayda olduğunu düşünüyorum. Malatya’da depremden sonra en çok tehlike arz eden afetlerden biri de sel ve taşkınlar. Özellikle Karagöz Deresi, Derme, Hasanmandal ve Horata derelerinin Malatya şehri üzerinde önemli sel riski oluşturma olasılığı üzerinde durmak istiyorum. Bu derelerin taşıdığı malzemelerin üzerine bugün mahallelerin kurulmuş durumda. Buralar ani bir yağışta önemli sel riski ile karşı karşıya kalabilir. Bununla ilgili önlemlerimiz var özellikle bu risklerin önüne geçilmesi için sel kapanları oluşturulabilir” ifadelerini kullandı. 

“KENTE KİMLİK KAZANDIRAN DOĞAL GÜZELLİKLER”

Kent kimliği ve kent kimliğini tehdit eden unsurları sıralayan Doç. Dr. Murat Sezik, “Kent kimliği çalışmaları, güçlükleri içinde barındıran bir çalışma. Siyasetçilerin aldığı bir yığın karar ile kent kimliklerinin olumsuz etkilendiğini görüyoruz. Kentleri, sürekli olarak yenilenen en zor şartlarda bile yeniden kurularak yaşamını sürdürmeye devam eden canlı bir organizma olarak tanımlıyoruz. Kent kimliğini temelde iki ana başlık altında ele alıyoruz biri çevresel kimlik diğeri de toplumsal kimlik. Çevre kimlik başlığının içerisinde doğal ve yapay çevre özellikleri var. Kente kimlik kazandıran doğal güzellikler oldukça önemli. Örneğin İstanbul dediğimizde çoğu kişinin aklına boğaz gelir. Kapadokya dediğimizde akla ilk gelen şey Peribacalarıdır. Bunlar kente kimlik kazandıran doğal güzelliklerdir” söyleminde bulundu.

“FARKINDALIK EĞİTİMLERİNİN VERİLMESİ GEREKİYOR”

Son olarak depremin psikolojik yansımaları hakkında bilgi veren Psikolog Hikmet Yıldız ise, “Depremin ardından travma sonrası stres bozuklukları arttı, depresyon ve kaygı bozuklukları oldukça fazla. Çocuklar tek başına yatamamaya başladı. Kolektif bir güven kaybı oluştu. Bu nedeni zamanında yardımların gelmeyişi ya da fısıltılardan kaynaklanıyor. Bu travmaların tedavi edilmesinden özellikle EMDR ve Bilişsel terapileri kullanıyoruz. Bu terapilerle toplumun sağlığını bireysel anlamda sağlayabiliriz. Çocuklara özellikle psikolojik farkındalık eğitimlerinin verilmesi gerekiyor. Okullarda kriz yönetiminin oluşturulması gerekiyor. Öğretmenlere bu konuda yeterli bir travma ile ilgili bilgilendirme yapılması gerekiyor, eğitim verilmesi gerekiyor, her okulda bunun yapılmasının gerekli olduğunu düşünüyorum” açıklamasında bulundu.

 

muhabir: MEHMET TEVFİK CİBİCELİ