Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir okulda yaşanan saldırı, eğitim camiasında infial yarattı. Türkiye’nin dört bir yanında yankı bulan olayın ardından eğitimciler, 81 ilde eş zamanlı açıklamalar yaparak şiddete karşı tek ses oldu ve bir günlük iş bırakma kararı aldı. Malatya da bu büyük tepkiye sessiz kalmadı. Eğitim-Bir-Sen Malatya 1 No’lu Şube Başkanı Hüseyin Söylemez, yaptığı sert açıklamada eğitim çalışanlarının artık şiddetin açık hedefi haline geldiğini vurguladı. Söylemez, yaşanan saldırının sadece bir okula değil, eğitimin kendisine yapılmış bir saldırı olduğunu belirterek yetkilileri acil ve etkili önlemler almaya çağırdı.
Söylemez, şiddet olayları toplum içinde yaygınlaştığını ve eğitim kurumları şiddet olaylarının sıklıkla yaşandığı alanlara dönüştüğünü söyledi.
“EĞİTİM ÇALIŞANLARINI DAHA BÜYÜK BİR ENDİŞEYE SEVK ETMEKTEDİR”
“Bu manzara toplumsal değerlerin çöküş göstergesidir” diyen Söylemez, “Bu yaşananlar karşısında herkes başını iki eli arasına alıp nereye bu gidiş sorusunu sormalı, sorumluluğunu düşünmelidir. Öğretmenin itibarsızlaşması toplumsal değerlerin çöküş alametidir. Bu topraklarda bin yıldır var olan ‘Bir harf öğretene 40 yıl hizmet etmek gerekir’ anlayışı terk edildi. Eğitimciler, her türlü mecra kullanılarak yıpratılan, şikâyet edilen, darp edilen insanlara dönüştürüldü. Bu yanlış iklimin sonucunda Siverek’te yaşadığımız vahim tablo oluşmuştur. ABD gibi ülkelerde sıklıkla görülen silahlı okul baskının bir benzerinin ülkemizde gerçekleşmesi, bugüne kadar yaşananlar sebebiyle görevleri başında can güvenliğinden endişesi taşıyan eğitim çalışanlarını daha büyük bir endişeye sevk etmektedir. Tüm Türkiye’de olduğu gibi Malatya'mızda da bir gün iş bırakarak gösterdiğimiz tepki bu büyük endişenin görülmesini de sağlamak amacı taşımaktadır” diye konuştu.
“BU TABLODAN ÜLKEMİZE FAYDA GELMEZ”
Bu tabloyu kabul etmediklerini ifade eden Söylemez, “Her yıl öğretmenler günü kutlamaları yapılıyor. Öğretmenliğin değerine dair güzel sözler söyleniyor, öğretmenlerle yaşanmış kıymetli hatıralar paylaşılıyor. Ama hemen ertesinde hiçbir şeyin değişmediğini görüyoruz. Geliştirilen, kurulan mekanizmalar, toplumun üzerine boca edilen haberlerle öğretmenin itibarı yol edilmeye devam ediyor. Biz ‘öğretmene değer her şeye değer’ derken toplumda öğretmen sahipsizdir vuranın yanına kar kalır düşüncesi hâkim olmaktadır. Bu iklimde maalesef öğretmenler öğrencisinden ve velisinden korkar hâle gelmiştir. Bu tablo doğru değildir. Bu tablodan ülkemize fayda gelmez. Yarınlarımız aydınlanmaz. Bu tablodan sevgi saygı çıkmaz. Bu tabloyu kabul etmiyoruz!” diye konuştu.
“BU GİDİŞ KABUL EDİLEMEZ!”
Toplumsal huzurun tehdit edildiğini belirten Söylemez, “Bugün daha iyi bir eğitim için müfredatı, pedagojiyi ve geleceği konuşmamız gerekirken; şiddeti konuşmak zorunda kalıyoruz. Bunun sebebi, şiddetin artan toplumsal maliyetine rağmen, çözüm üretmekte yetersiz kalınmasıdır. Artık öyle bir noktadayız ki; eğitim çağındaki çocuklar şiddetin faili hâline gelmekte, silaha erişim kolaylaşmakta ve okullar güvenli alanlar olmaktan uzaklaşmaktadır. Aklı olanın da olmayanın da öğretmene, öğrenciye ve eğitim çalışanına yöneldiği bir zemin oluşmaktadır. Bu gidiş kabul edilemez! Eğitimciye yönelik şiddet, bireysel bir suç olmaktan çıkmış; doğrudan bir iş güvenliği sorunu hâline gelmiştir. Eğitimcilerimize yönelik her saldırı, geleceğimizi karartmakta, eğitim ortamını zehirlemekte ve toplumsal huzuru tehdit etmektedir” söylemlerinde bulundu.
TALEPLER NELER?
Taleplerini sıralayan Söylemez şunları kaydetti:
“-Yaşanan bu elim hadise, dijital ve fiziki güvenlik açıklarımızı acı bir şekilde yüzümüze vurmuştur. Failin önceden yaptığı tehditlerin zamanında tespit edilerek önlenmesi mümkündü.
-Sosyal medya platformlarının oto-tespit algoritmaları, belirli toplumsal hassasiyetler dışında adeta körleşmektedir. Cana veya mala yönelik açık tehditler, sistem tarafından anında tespit edilmeli; failin bulunduğu bölgedeki emniyet ve adli mercilere derhâl bildirilmelidir.
-Akran zorbalığına karşı etkin mücadele şarttır. Öğrenci disiplin yönetmeliği baştan aşağı yenilenmeli; zorbalık eyleminde bulunduğu tespit edilen öğrencilere yönelik, pedagojik gereklere uygun ancak tavizsiz bir disiplin mekanizması işletilmelidir.
-Akran zorbalığı yapan veya dijital mecralarda şiddet tehdidi savuran çocukların eylemlerinden dolayı veliler de hukuki ve idari yaptırımlara, müteselsil sorumluluk ilkesi çerçevesinde dahil edilmelidir. Aile, çocuğunun şiddet eğilimini görmezden gelemez.
-Okul polisi uygulaması hayata geçirilmelidir. Okulların güvenliği; yetki ve etki alanı sınırlı özel güvenlik görevlileri yerine, polislerin doğrudan görev alacağı ve okul bünyesinde kurulacak resmî güvenlik birimleri aracılığıyla sağlanmalıdır. Giriş-çıkış noktalarında kesici ve delici aletlere kesinlikle müsaade edilmemelidir. Güvenlik, bizzat kolluk kuvvetleri eliyle temin edilmelidir.
-Periyodik psikolojik tarama yapılmalıdır. Okullardaki rehberlik servisleri proaktif bir rol üstlenmelidir. Öğrencilere düzenli aralıklarla psikolojik tarama testleri uygulanmalı; potansiyel şiddet eğilimi veya sosyal izolasyon vakaları erken aşamada tespit edilerek önleyici müdahalede bulunulmalıdır ve de çok önemli olan bu alandaki meslektaşlarımıza her türlü moral yüklenmelidir.
-Siber zorbalığın, internet ortamında işlenen suçların ve dijital ayak izinin hukuki sonuçları müfredat kapsamında öğretilmelidir. “Sanal dünyada” yapılanların gerçek ve bağlayıcı adli sonuçları olduğu bilinci öğrencilere kazandırılmalıdır.
-Bilişim ve çocuk suçlarında adli ihtisaslaşma sağlanmalıdır. İnternet üzerinden okullara veya şahıslara yöneltilen tehditlerin soruşturulmasında, adli süreçler daha etkin ve hızlı işletilmelidir. Bu tür ihbarları değerlendiren uzmanlaşmış birimler kurulmalıdır.
-Çocukları ve gençleri şiddete özendiren oyunlar ile ahlaki yozlaşmaya sebep olan sosyal medya içeriklerine karşı gerekli tedbirler alınmalı ve bu içeriklerin yaygınlaşması engellenmelidir.”
HÜSEYİN KOCAMAN
