Sonmanşet gazetesi Yazı İşleri Müdürü Sinem Hatun Davut’un moderatörlüğünü üstlendiği BUSABAH TV YouTube kanalında yayınlanan Bakış Açısı programına Malatya Gazeteciler ve Televizyoncular Cemiyeti (MGTC) Başkanı Mehmet Aydın ve gazeteci Remzi Hayta konuk oldu. Programda geçtiğimiz günlerde Turgut Özal Mahallesi’nde düzenlenen anahtar teslim töreninde bir gazetecinin çektiği görüntünün yetkililerce silinmesi iddiası ele alınarak önemli değerlendirmeler yapıldı.
Bu kapsamda konuyu değerlendiren Remzi Hayta,
“Olayı tam görmedim ama o kargaşanın ne olduğunu size söyleyeceğim. Önce bunu açıklayalım çünkü bunu kimse bilmiyor, sadece orada, protokolde olanlar biliyordu. O gün anahtar teslim töreni vardı. Açılış konuşması için İlhan başkan çıktı konuştu, sonra AK Parti il başkanımız, ardından Büyükşehir Belediye Başkanımız Sami Er, daha sonra milletvekilimiz İnanç Hanım ve en son da Sayın Valimiz konuştu. Konuşmacılardan sonra Büyükşehir Belediye Başkanı sahneye çıktığında protokol üyelerini selamladı. Konuşması çok kısa sürdü, fazla uzun da sürmedi. Konuştuktan sonra yerine geçerken, protokol üyelerini sayarken AK Parti İl Başkanı Ali Bakan'ın ismini söylemeyi unutmuştu. Orada hitap ederken ‘Sayın Valim, sayın vekilim’ dedi ama ‘AK Parti İl Başkanımız’ demedi; insanlık hali, unutmuş olabilir. Yerine geldiğinde Ali Bakan'a, ‘Başkanım özür dilerim, senin ismini unuttum, kusura bakma’ dedi. Ben bunu biliyorum, görüyorum; aramızda iki metre var. Ali Bakan da başkanın kolunu sıktı, ‘Başkanım önemli değil’ diyerek yerine oturdu. O sırada, Vali Bey'den sonra mı yoksa Vali Bey çıktıktan sonra mı tam hatırlamıyorum, vatandaşlardan birisi arkadan gelip Sami Er'in kulağına, ‘Sen AK Parti İl Başkanı Ali Bakan'ın ismini unuttun, söylemedin’ dedi. Öyle deyince Sami başkan da kalktı, ‘Yeter ya, sana ne? Unutan benim, ben özrümü diledim’ diyerek tepki gösterdi. Olabilir, insan unutabilir. Vatandaşın orada bir algı oluşturmaya çalıştığını hissedince başkan o anda sinirlendi ve ‘Yeter’ dedi. Sonra Sayın Valimiz ortamı sakinleştirdi, hatta Ali Bakan başkanım da sakinleştirip yerine oturttu. Daha yerine oturmadan Ali Bakan'dan ‘İsminizi unuttum’ diyerek özür dilemişti. Bu bir erdemliliktir. Şurada biz de konuşurken başta söyleyeceğim bir şeyi unuttum; olabilir, insanız, dalgınlık hali olabilir. Kendisi de bunu fark edip Ali Bakan'dan ‘Kusura bakmayın’ diyerek özür dilemiş”
şeklinde konuştu.
“Şurada özellikle belirtmek istediğim asıl konuya gelelim: Her ne şart altında olursa olsun bir gazeteciye mobbing uygulanmasını yanlış buluyorum, bunu kabul etmiyor ve kınıyorum”
diyen Hayta,
“Sonuç ne olursa olsun, belki o arkadaşa durum daha güzel bir şekilde izah edilebilirdi, daha güzel anlatılabilirdi. Bakın, başta Sayın Valimiz ve Sami Er başkanımız basına çok değer veren insanlardır; kolay kolay basının incinmesini istemezler. Hiçbir zaman bunların basına kızdıklarını görmedim. Hatta törende Sayın Valimiz, ‘Son günlerde sosyal medyada algı operasyonları yapan, yalan haberler üretenlerle ilgili hukuki mücadele başlatacağım, yalanlama yapacağım’ diye çok sert bir konuşma yaptı. Ancak bu konuşmanın üzerine böyle bir olayın yaşanması, telefonun alınıp görüntülerin silinmesi kabul edilemez; bunu özellikle kınıyorum. Biz gazeteciler halkın sesiyiz, kulağıyız. Ben 45 yıllık meslek hayatımda hiçbir zaman böyle bir mobbingle karşılaşmadım; sadece türban olaylarında karambolden iki tane cop yedik, o kadar. Bir gazetecinin cep telefonu onun mahremidir, özelidir. Telefonun alınması, fotoğrafların silinmesi. O kargaşayı tam görmedim ama eğer böyle bir olay yaşandıysa kınıyorum. Sayın Valimizin de, eğer valilik personeliyse veya büyükşehir belediyesi personeli ise Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er'in de gerekeni yapacağına inanıyorum. Hiçbir gerekçe bu davranışı haklı çıkarmaz; nereden baksak yüzde yüz yanlış, hatalı ve elle tutulur tarafı olmayan bir harekettir”
ifadelerine yer verdi.

“DEVLET GAZETECİYİ GÖREVİNİ YAPARKEN KORUMAK ZORUNDADIR”
“Basın hürdür, sansür edilemez” diyen Mehmet Aydın ise yaşanan olay için,
“Bir gazeteci gücünü nereden alır? Anayasadan, kanunlardan ve halkın haber alma hakkından alır. Anayasanın 28. maddesi, "Basın hürdür, sansür edilemez" der. Bu madde, devlete basın ve haber alma hürriyetini sağlayacak tedbirleri alma görevi verir; aslında gazeteciyi koruyacak olan da bu hükümdür. Görüntü silmeyi bir kenara bırakın, devlet gazeteciyi bu görevini yaparken korumak zorundadır. Kanunlarda da basın özgürlüğü ve bu özgürlüğün kullanılması açıkça düzenlenmiştir. Bu olay üzerinden konuşacak olursak; bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı davranarak bir kişiyi mağdur etmesi görevi kötüye kullanma iddiasını gündeme getirir. Fiziki baskı, çevreleme ve zorla telefon açtırma gibi durumlar, olayın şekline göre hürriyeti kısıtlama ve tehdit iddialarına kadar gidebilir; bu zaten başlı başına bir suçtur. Gazeteci devletin lütfuyla değil, anayasanın basın hürriyetiyle korunur. Eğer sen onun görevini yapmasını engelliyorsan, bu ciddi bir suçtur ve geçiştirilecek bir şey değildir; gereği mutlaka yapılmalıdır. Eğer bir gazetecinin telefonu alınıp zorla görüntüler siliniyorsa, fail kim olursa olsun ivedilikle gereği yapılmalıdır. O kişi görevini kötüye kullanmış, gazetecinin görevini yapmasını engellemiş ve onun özel hayatına, mahremiyetine girerek açıkça suç işlemiştir. O gazeteci arkadaşın da en kısa sürede suç duyurusunda bulunması lazım; biz de kendisine her türlü desteği vereceğiz. Bunu bir koruma görevlisi yapınca suç olmayacak, biz yapınca mı suç olacak? Suçta ayrımcılık olamaz. Son zamanlarda yaşanan durumlara dair genel bir portre çizmek gerekirse; yerel yöneticiler yerel medyayı hor görüyorlar. Çoğu zaman sadece ulusal ajansları çağırıyorlar, yerel gazetecileri davet etmiyorlar. Öncelikle şunu tespit edelim: Haber yerelden ulusala gider; yerel basın olmazsa ulusal basın da olmaz. Siyasetçilerin bu farkı anlaması gerekir. Yerel yöneticiler için asıl önemli olan yerel gazetecilerdir çünkü Malatyalılar gelişmeleri bizden öğrenir. Rizeli birinin, buradaki belediye başkanının yaptığı hizmetle ne işi olur? Ama maalesef bu dönemde yerel basına hak ettiği değer verilmiyor. Yerel yöneticilerin ulusal kanallara akıttığı paralar ise korkunç boyutlardadır; bunu her yönüyle konuşmak lazım. Beni az çok tanıyanlar her zaman dobra dobra konuştuğumu bilir. Vali Bey’i gerçekten Malatyalılar çok seviyor; ben Vali Bey’in bu olaya müdahil olduğunu düşünmüyorum. Orada birkaç koruma kendi kendilerine durumdan vazife çıkarmışlar. Valilik Basın Müdürlüğü’ndeki arkadaşların da ‘Bizimle alakası yok, Büyükşehir Belediye Başkanı'nın korumaları yaptı’ diyerek adresi başka yere göstermesi ayrı bir felakettir, dürüst olmak gerekir”
açıklamasına yer verdi.
Bu olayda bir kasıt olduğunu ileri süren Aydın,
“Biz ne yapılacağını, gazetecilere nasıl değer verileceğini yakından takip edeceğiz. Kimin koruması olursa olsun basın özgürlüğünü engelleyemez çünkü bu hakkı gazeteciye anayasa vermiştir. Hatta kanunen güvenlik görevlilerinin, görevini yaparken gazeteciyi engellemesi değil, tam tersine onu koruması gerekir. Eğer bir yerde kamuoyu haberdar olacaksa bu gazeteci sayesindedir. Arkadaşımız orada görüntü çekmiş; neyi örtbas ediyorsunuz? Orada gizli bir belge veya bilgi varsa buna ancak mahkeme karar verir. Kaldı ki o gazeteci arkadaşımız da buna müsaade etmemeliydi; bence o da orada hata yaptı. Sonuç ne olursa olsun çektiği görüntüyü sildirmemeliydi çünkü haklı olan oydu. Bu olay bir ders olsun ve hiçbir gazeteci arkadaşımız bir daha buna müsaade etmesin. Bugün Malatya'da herkes geçen hafta da konuştuğumuz Ali Bakan ile Sami Er'in kavga ettiği algısını konuşuyor ve bu olay tam da bu algının üzerine geldi. Ben Sami Er'in bunu bilinçli yaptığını düşünmüyorum; insanoğlu unutabilir, nitekim fark edince gelip özrünü de dilemiştir. Eğer özür dilemeden yerine geçip otursaydı akıllarda soru işaretleri kalabilirdi. Ancak özür dilenmiş olmasına rağmen, bir kişinin kalabalıkta gelip Sami Er'e bu durumu özellikle söylemesinde bir kasıt var. Bu durumdan hem Ali Bakan hem Sami Er hem de Vali Bey zarar görüyor. Bu bilinçli bir operasyon mu bilmiyorum ama Sami Er'in aniden çıkışabilen yapısını bilerek bu tepkiyi verdirmek istemiş olabilirler. Burada Vali Bey’e, Ali Bakan’a ve Sami Er’e zarar vermek isteyenler, bu zarardan kim kâr sağlayacaksa bence bu işi onlar organize etti. Normal, sade bir vatandaş bu kadar kalabalık bir toplantıda ‘Niye Ali Bakan'ın ismini söylemedin?’ diye tepki göstermez. O kişi orada bu uyarıyı yaparak, sanki Ali Bakan kendisini yollamış gibi bir hava yaratmak ve aralarındaki kavga algısını körüklemek istedi; bu yüzden iyi niyetli olmadığını düşünüyorum. Gazeteci arkadaşa yapılan haksızlığı ayrı tutarak söylüyorum; burada Vali Bey’in Malatya’da bu kadar sevilmesinden rahatsız olan çevreler, tüm medyayı Vali Bey’in üzerine seferber etmek istemiş olabilir. İkinci olarak da Ali Bakan ile Sami Er'in kavga ettiği algısını yukarıya taşımaya çalışıyorlar. Gazeteciler için kimin il başkanı olduğunun bir önemi yoktur. Kimin elinde ne veri var ki Ali Bakan’ın başarılı veya başarısız olduğunu söyleyebiliyorlar? Bu ekonomik kriz ortamında Ali Bakan’ın yerine başkası gelse ne kadar oy kazandırabilir? Malatya’da oylar AK Parti’ye değil, doğrudan Recep Tayyip Erdoğan’a veriliyor; bu bir gerçektir, kimse kusura bakmasın. Cumhurbaşkanı’nı bu denklemden çıkardığınızda kimin ne kadar oy alacağı bellidir. Bugün AK Parti’nin yarıştığı tek şey ekonomik krizdir; millet perişan durumda ve vatandaşın gündemi ekonomidir. İl başkanının kim olduğu vatandaşın umurunda değil; yeni gelen şapkadan tavşan mı çıkaracak? Birileri bu durumu kaşıyarak ve kaos yaratarak nemalanmak istiyor olabilir. Otuz yıldır siyaseti takip eden biri olarak dostane bir tavsiyede bulunmak isterim: Bu durum ne Sami Er’e fayda getirir ne de Ali Bakan’a. İkisinin topluma birlikte çıkıp, bu kavga algısının yanlış olduğunu göstermeleri kendi faydalarına olacaktır. İnsanlar kalabalıkta konuşurken çok önemli isimleri bile unutabilir, bu insanlık halidir. Bu suni gündem onlara sadece zarar verir; bu yüzden bir an önce ortak hareket ettiklerini kamuoyuna göstermelidirler”
şeklinde konuştu.
“BASININ MALATYA'DA DAHA FAZLA KENETLENMESİ GEREKİYOR”
Malatya basınının şu an ki vaziyetine dikkat çeken Remzi Hayta ise son olarak konu ile ilgili şöyle konuştu:
“Ben 1984'ten bu yana, son 5 yıldır, depremden sonra veya pandemide Malatya basınının bu kadar içinin boşaldığını hiç görmedim. Gerçekten ayaklar altındayız. Herhalde bakkal dükkanı açmak, gazete kurmaktan daha zordur; çünkü 5 bin lira, 10 bin lira verip internet sitesi kuran hemen gazeteci oluyor. Bu 25 yıl boyunca hiçbir zaman ‘Gazeteciyim’ diye gezmedim, ‘Muhabirim’ dedim. Ben haber taşıyıcıyım, haber aktarıyorum. Kendimi hiçbir zaman gazeteci gücüyle görmedim. Hayalimde ne ev, ne araba, ne de arsa almak vardı; tek hayalim sarı basın kartına sahip olmaktı. Bugün başka yeri değil, Malatya basını ve Malatya'yı konuşalım. Malatya basını bülten gazeteciliği yapmakta; hazır gelen bültenleri internete girerek gazetecilik yürütülüyor, bültensiz gazetecilik dönemi bitti. Hiçbir açılıştan haberimiz olmuyor, bizi hiçbir yere çağırmıyorlar. Nasıl olsa herkesin basını var diyerek gruplar kurmuşlar; ‘Basın gelse ne olur, gelmesin ne olur; onlara bir bülten atalım, 5 tane resim gönderelim, zaten anında giriyorlar’ diye bakıyorlar. Benim zoruma giden ne oldu biliyor musun? Bizim basın olarak birbirimize saygımız kalmadı. Aslında basının Malatya'da daha fazla kenetlenmesi gerekiyor ama birlik ve beraberlik tamamen bitmiş durumda. Malatya'da iki türlü gazetecilik var: Biri mesleğini namus görüp yapanlar. Onlar, ‘Ben gazeteciyim, ev geçindiriyorum, ekonomik olarak reklam almak zorundayım ama reklam almak birilerini tehdit etmek demek değildir’ diyerek çizgiyi koruyorlar. İşte burada çok ince bir sınır var; bir ticari amaçlı yapılan gazetecilik var, bir de meslek olarak geçinmek için yapılan gazetecilik. Ama tetikçilik Malatya'da almış başını gidiyor; herkes bir tetikçi kullanıyor, herkes kendine bir ekip kurmuş. Biz birbirimize saygıyı kaybettik. Remzi Hayta'yı yazarlar, Mehmet Aydın Bey'i yazarlar; birbirlerinin sırtından prim kapmaya çalışıyorlar. Benim sırtımdan niye prim kazanmaya çalışıyorsun? Sen kendi yazdığın haberlerle zirveye çık. Sen 100 sene gelsen yine bir Remzi Hayta olamazsın, ben de Mehmet Aydın olamam; herkesin özeli ve emeği kendinedir. Çok kısır ve çok basit çekişmeler bunlar. Herkesin birbirinin işine saygı duyması lazım. Malatya'daki gazeteci cemiyetlerinin ve bizim birbirimizden ayrı olmamız, elimizdeki birçok şeyi alıp götürdü. Herkes kendi kafasına göre, bir tane internet sitesi üzerinden bir dernek veya bir cemiyet kurdu.”
HANİFE SARI

