Tarım ve Orman İl Müdürlüğünce Tarım ve Orman İl Müdürlüğünde tarımsal üretimin geliştirilmesi kapsamında yetiştiricilere çoban evi, akıllı yemlik, metal sıvat, süt güğümü, buzağı koruyucu malzemeleri dağıtımı için bir program düzenlendi.
“PROBLEMLERİMİZİN ÇÖZÜLDÜĞÜNÜ GÖRMEKTEYİZ”
Yapılan programda konuşan Atalar Mahalle Muhtarı Mehmet Yılmaz,
“Yayla hayvancılığı sektörünün var geçilmez bir parçasıdır. Mevsimlik otlatma amacıyla yılın ortalama 6 ayı mera ve yaylalarda yaşamaktayız. Şehir hayatından uzak üretim yapmaya çalışan yetiştiricilerimiz çeşitli zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Bunun en önemlisi su varlığının azlığı, su mevcut olmayan yaylalarımızı maalesef kullanamıyoruz. İl müdürümüz mahallemizde sondaj vurarak güneş enerji paneli ile çok önemli bir noktaya suyumuzu temin etti. Mahallemiz yetişiciler için çok önemli bir sorunu çözülmüş oldu. Yetişicilerimiz in diğer sorunu barınma, çadırlarda yürüttüğümüz üretimde doğal şartların zorluğu nedeniyle güçlük çekmekteyiz. Bugün burada toplanma sebebimiz olan çoban evleri barınma sorunumuzun büyük ölçüde çözmüş olacak, yaşam kalitemizi artacak böylece daha hevesli ve şevkle üretmeye devam edeceğiz. Ayrıca akıllı yemlik, metal sıvat, süt güğümü, buzağı koruyucu malzemelerinin dağıtımıyla da üretimin her aşamasında problemlerimizin çözüldüğünü görmekteyiz”
ifadelerine yer verdi.
“ÜRETİCİLERİMİZE VE ÇİFTÇİLERİMİZE BÖYLE PROJELERİN DEVAM ETMESİNİ İSTİYORUZ”
MATHAP (Malatya Tarım ve Hayvancılık Platformu) ve Malatya Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı İhsan Akın ise,
“Gıda ve su olmadan hiçbir canlı yaşayamaz. İsraf eden iflas eder, üreten hükmeder anlayışıyla üretmeye devam edeceğiz. Bugün olduğu gibi, dün olduğu gibi yarın ve daha sonraki süreçlerde de inşallah sizlerle birlikte olmaya devam edeceğiz. Yetiştiricilerimizin ve üreticilerimizin gerçek anlamda yaylacılık yapan arkadaşlarımızın ne kadar zorluk çektiğini biliyoruz, empati duymamız lazım. Bu zorlu süreçte bizlere destek olan bütün emeği geçenlere bir kez daha teşekkür ediyorum. Yetiştiricilerimize, üreticilerimize ve çiftçilerimize böyle projelerin devam etmesini istiyor ve bu anlamda herkesin yetiştirici ve üreticinin yanında bugün olduğu gibi, yarın da olmasını bekliyoruz”
şeklinde konuştu.
“ÜRETİCİMİZİN DEVLET DESTEĞİ OLMADAN BU ÜRETİMİ SÜRDÜREBİLMESİ MÜMKÜN DEĞİL”
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Malatya Ziraat Odaları İl Koordinasyon Başkanı Yunus Kılınç da burada yaptığı konuşmada,
“Son yıllarda küresel ısınmanın getirmiş olduğu afetlerle Türkiye'deki çiftçimiz tarımla uğraşan, hayvancılıkla uğraşan insanlarımız çok mağduriyet yaşamaktadır. Bir gün, bir gecede donla bir yıllık ürünümüzü kaybediyor, bir gün doluyla, bir gün şiddetli rüzgâr, sel baskını ve kuraklık gibi bu iklim değişikliklerinden oluşan bu sıkıntılar üreticimizin belini bükmektedir. Bunun için bundan sonra üreticimize dokunan her el kutsaldır. Üreticimizin devlet desteği olmadan bu üretimi sürdürebilmesi mümkün değil, bunun için herkese önemli görevler düşmektedir”
sözlerine yer verdi.
“DEVLETİMİZİN İMKANLARI ÖLÇÜSÜNDE DESTEK OLMAYA GAYRET EDECEĞİZ”
“Malatya ilimiz 400 bin hektar işlemeli tarım arazisi yaklaşık 180 bin büyükbaş, 380 bin küçükbaş, yıllık yaklaşık 7 bin 500 ton su ürünleri üretimiyle gerçekten çok önemli bir tarımsal potansiyele sahiptir” diyen Malatya İl Tarım ve Orman Müdürü Osman Akar ise programda, “Gerek ilin ekonomisine yaptığı katkı ve gerekse sosyal yaşam içerisindeki payı düşünülürken tüm dünyada olduğu gibi tarım, ilimiz içinde gerçekten vazgeçilmez stratejik bir sektör. Bugün özellikle kırsalda emek veren zorlu şartlarda hizmet veren üreticilerimize bazı malzemelerin dağıtımını yapacağız. İl Müdürlüğü olarak devletimizin imkanları ölçüsünde biz de tüm üreticilerimize her zaman destek olmaya yine gayret gösteriyoruz. Bundan sonraki süreçte de inşallah daha fazla gayret göstereceğiz”
diye konuştu.
“DAHA FAZLA YANINIZDA OLMAK İSTİYORUZ”
Sürdürülebilir bir gıda arz ve güvenliği politikasına vurgu yapan Vali Seddar Yavuz ise burada,
“Dünya üzerinde şu anda bilim çevreleri üç tane konu tartışıyor. Bir milletin, bir devletin bağımsız olabilmesi için diyorlar ki üç tane temel şart var. Bunlardan bir tanesi biyogüvenlik. Koronavirüs gibi biliyorsunuz virüsler ve bakteriler laboratuvar ortamında geliştirilip ya da insanların ya da hayvanların maalesef genetikleri oynanabiliyor. Dolayısıyla biyogüvenlik konusu birinci konu. İkinci konu siber güvenlik. Hem bireysel olarak sizlerin, bizlerin, hem de ulus devletlerin ya da devletlerin güven altında olabilmesi için siber güvenlik alanında küresel bir güce sahip olmak, 3. husus ise gıda, arz, güvenlik. Yani 3 alanda yeterli olamayan hiçbir devletin, hiçbir milletin bağımsızlığından söz edebilmemiz bundan sonra mümkün olmayacaktır diyorlar. O nedenle özellikle tarım ve hayvancılığın desteklenmesi, iklim değişikliği ve küresel ısınmayla birlikte ürün desenlerindeki değişim ve Malatya dahil olmak üzere önümüzdeki 10’lu yıllarda hangi rakımlarda hangi ürünlere doğru evrilebileceğimizi çalışmamız gerekiyor. Buna ilişkin sürdürülebilir bir gıda arz ve güvenliği politikasını şehirlerin de çalışması gerekiyor. Elbette Cumhurbaşkanı hükümet sisteminde gerek Sayın Cumhurbaşkanımız, gerek Tarım Bakanlığımız, gerek enstitülerimiz, gerek üniversitelerimiz detaylı çalışmalar yapıyor. Ancak şehirlerin de fiilen bu çalışmaların içerisinde olmasını çok önemsiyorum. Nitekim İnönü Üniversitesi, Turgut Özal Üniversitesi, Valiliğimiz, Tarım Bakanlığımız da buna ilişkin önümüzdeki süreçte bir proje hazırlığı içindeyiz. Bunu kamuoyuna daha sonra duyuracağız. Ben çiftçi bir ailenin 6. çocuğu, Sakarya kıyısında yaylacı olan bir ailenin evladı olarak sizlerin yaşadığı sıkıntı ve sorunları gayet iyi biliyorum. O yüzden sizin yanınıza daha fazla durmak istiyoruz ve daha fazla yanınızda olmak istiyoruz. İnanıyorum ki Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde biz bu ülkeyi çok daha ileri noktalara hep beraber taşıyacağız. Ama ellerimizi birleştirelim, gönüllerimizi birleştirelim. Reaktif değil, proaktif olalım. Bu sorunu nasıl çözerize odaklanalım. Zaten sorun olacak ki yaşadığımızı anlayalım. Yani sorun biterse bilin ki nefes almıyorsunuz demektir. Nefes aldığınız sürece sorun olacak. Önemli olan sorunlardan dolayı moral bozukluğuna kapılmak değil. Bu sorunu nasıl aşabileceğimize aslında odaklanmalıyız. Bugün de yapacağımız şey bu”
ifadelerine yer verdi.
Muhabir: HANİFE SARI