Malatya Valiliği, Malatya Büyükşehir Belediyesi, Malatya Kent Konseyi, İnönü Üniversitesi ve Malatya Turgut Özal Üniversitesi işbirliği ile yapılan "Deprem Nedenli Göçün Malatya İline Etkileri" çalıştaylar dizisinin beşincisi olan "Göçün Kent Kimliği Üzerine Etkileri Çalıştayı" Malatya Büyükşehir Belediyesi Sanat Merkezi Konferans Salonunda yapıldı.
“KENT KONSEYİNİN ESAS MİSYONU ŞEHRİN KÜLTÜREL VE SOSYAL DEĞERLERİNE VURGU YAPMAK”
Yapılan çalıştayın açılış konuşmasını gerçekleştiren Malatya Kent Konseyi Genel Sekreteri Dr. Hasan Batar,
“Kent Konseyinin esas misyonu şehrin kültürel ve sosyal değerlerine vurgu yapmak. Kent kimliği, kent kültürü, kent bilinci ile alakalı yerelde bir farkındalık oluşturmak. Özellikle küresel dönemde ya da dijital çağda her şeyin sıradanlaştığı, yavaş yavaş buharlaştığı bir dönemde bizim ayırt edici bir takım özelliklerimizin olması lazım. Tıpkı insan gibi. Şehirler de insan gibidir. Şehirlerin insanı nasıl diğer insanlardan ayıran temel özellikleri biz bunu kimlik bağlamıyla değerlendiriyoruz. Şehirlerin de aynı şekilde diğer şehirlerden farklılaşan taraflarını biz kimlik ya da kültür bağlamıyla değerlendiriyoruz. Bunlar bizim en kıymetli hazinelerimizdir. Biz Malatya Kent Konseyi olarak şehrin bu kıymetli hazinelerini hem bugün için yaşatmak, hem de geleceğe aktarmak durumundayız. Özellikle en büyük iş burada STK'larımıza, kamu kurumlarımıza düşmektedir. Malatya Kent Konseyi olarak biz bu görevimizi yerine getirmek amacıyla şehrin bütün kamu kurumlarıyla, STK'larıyla işbirliği dahilinde çalışmalar yürütüyoruz. Her ay farklı bir temayla şehrin kültürel odağına katkı sağlayacak çalışmalar üretmek aynı zamanda bu bağlamda bir farkındalık oluşturmak için bir gayretin içerisindeyiz. Çünkü biz depremden çıktık. Bu depremi kısmi olarak fırsata dönüştürmek gibi bir sorumluluğumuz var. Biz şehrimizi ne kadar sahiplenirsek o şehrin sakini olmaktan ziyade şehrin sahibi olmak gibi sorumluluğumuzu da yerine getirmiş oluyoruz”
ifadelerine yer verdi.
“KENTE GELEN GÖÇLER KENTİN KİMLİĞİNİ DEĞİŞTİRİYOR”
Malatya Turgut Özal Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Oğuzhan Göktolga ise,
“Kimlik dediğimiz şey aslında üç soruya verdiğimiz cevap. Ben kimim? Nereye aittim? Ve nasıl adapte olabilirim? sorusu. Kentlerin de dolayısıyla birer kimliği var. Kentler de kimlikleriyle birlikte var oluyorlar insanlarla birlikte. Kimlik göç ilişkisine geldiğimizde enteresan bir şey görüyoruz. Göçle birlikte bu üç soruya verdiğiniz cevap da değişiyor. Dolayısıyla kimliğinizde ciddi dönüşümler oluyor. Göçün hem kültürel anlamda bazen de fiziksel anlamda ciddi sorunlar yaşatıyor. Bu bireysel göçlerle alakalı. Kentin yine göçün etkisine bakacak olursak kentlerin kendisi göç etmiyor muayene kentler olduğu yerde duruyor ama kente gelen göçler kentin kimliğini değiştiriyor. Bir kent göç almaya başlıyorsa yeni yeni yerleşim yerleri oluyor. Tek katlı binaların yıkılıp yerine çok katlı binaların yapıldığını görüyorsunuz. Ya da tam tersi göç veriyorsa bir il daha önce mamur olan yerler ikamet edilen yerler yavaş yavaş tabiri caizse virane olmaya başlıyor. Dolayısıyla kentin kimliği de dönüşüyor göçle birlikte. Malatya sanayisiyle, iklimiyle, tarımıyla bir göç şehri. Bir de 6 Şubat'ta felaketi yaşadık maalesef. Göç hızlanmaya başladı ya da göç trafiği hızlanmaya başladı. Dolayısıyla Malatya'da artık Malatya'ya nasıl adapte olurum sorusunun cevaplanması gerekiyor. Ya da tersten düşündüğümüzde kent bu göçe nasıl adapte olur sorusunun cevaplanması gerekiyor. İşte bu bağlamda bugünkü toplantı çok kritik”
diye konuştu.
“ŞEHRİN HAFIZASI, KÜLTÜRÜ HAKİKATEN ÇOK ÖNEMLİ”
Şehir kültürü konusunda bilinçliliğe vurgu yapan Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er ise,
“Göçün kent kültürü üzerinde çok büyük etkisi olduğunu düşünüyoruz zaten onun için buralardayız ve bu çalışmayı önemli buluyorum. Çocuğuz, şehir hafızası, şehir anlayışı, kültürel varlıkların, tabiat varlıklarının korunmasıyla ilgili hiçbir bilinç yoktu. O dönem yapılan şeylere baktığımda sonradan anlıyoruz ki tam bir katliam, kültürel hafızamızı yok edecek işler yapılmış. Çocukluktan itibaren aslında bu kent kültürü hakkında bilgilendirme yapmak lazım. Kültür varlıklarına olan ilgim 2005 yılında oldu. Prag’a gittim. O zaman 30 milyar dolar turizm girdisi var dediler. Öyle bir hayıflandım ki dedim ki ya İstanbul'dan 10 tane Prag çıkar ve İstanbul'da kültürel hafıza diye bir şey kalmadı. Türkiye'nin her tarafında bizim kültürel varlıklara karşı emin olun yani hiçbir şeyimiz bilinçli değil, bilinçlenmemiz söz konusu değil. Kernek’e şarkılar söylendi. Kernek deyince yemyeşil, şelaleler akan bir yer hafızamıza geliyor. Ben o caminin bile oraya yapılmasını doğru bulmuyorum mesela. Caminin oraya yapılması doğru değildi. Müzenin oraya yapılması doğru değildi. Kanalboyu, kanal ortada akıyor evet, kanalın etrafında iki katlı evler vardı. Hepsinin de duvarlarında sarmaşık vardı. Müthiş bir şeydi. Yani her tarafa böyle imar rantı, imar rantı gözüyle baktığımız için şehir kültürü diye bir şey kalmadı. Şimdi bir Beşkonaklar’ımızda şehir hafızasına yönelik Malatya'mızda çok eser de yok. Bir beş konak var belki oralarda 50 konak vardı muhtemelen. Şehrin hafızası, kültürü hakikaten çok önemli. Bunu okullarımızda da çocuklarımıza gerçekten bu bilinci aktarmamız lazım. Çocuklarımızda bu bilinç bence olmalı”
şeklinde konuştu.
HANİFE SARI