Ziraat Mühendisleri Odası Malatya Şube Başkanı Fevzi Çiçek, Malatya’da kayısı üretimi ile tarımsal anlamda yaşanan sorun ve sıkıntılar hakkında önemli açıklamalarda bulundu.
Moderatörlüğünü Malatya Sonmanşet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Sinem Hatun Davut’un yaptığı Bakış Açısı programının bu haftaki konukları Malatya Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Fevzi Çiçek ve Türkiye Ormancılar Derneği Genel Başkanı Ahmet Hüsrev Özkara oldu. Malatya’da tarımsal üretime ilişkin önemli değerlendirmelerde bulunan Fevzi Çiçek, Malatya’nın ciddi bir kuraklık tehdidi ile karşı karşıya kaldığının altını çizdi.
“DOĞAL HAYATI DA ETKİLEMEYE BAŞLADI”
İklim değişikliği ile birlikte mevsimlerde kayma yaşandığını söyleyen Çiçek, “Toplum olarak bir sorun kronikse biz bir süre sonra o sorunu hayatın bir parçası olarak görmeye başlıyoruz. Ne zaman ki sorun akut hale gelir canlı ve insan hayatını çok ciddi anlamda etkilediği zaman o soruna çare aramaya başlıyoruz. Yıllardır Malatya’nın deprem kuşağında olduğu söyleniyordu ve bu kronik bir sorundu 6 Şubat 2023 depremi olunca artık bu soruna bir çözüm yolu bulunmaya başlandı daha sağlam yapılar inşa edildi. İklim değişikliği de aslında bu şekilde tarif edilebilir. 1990’lı yılların başlarında Sanayi Devrimi ile birlikte iklim değişikliğinin olumsuz etkileri de artık başladı ancak son geldiğimiz nokta itibariyle bu değişiklim sadece tarımsal üretimi değil doğal hayatı da etkilemeye başladı. 650 rakımda 2002 yılından bu yana Hacıhaliloğlu çeşitlerinde ilk çiçeklenme tarihlerinin kayıtlarını tutuyoruz. 2002 yılında 30 Mart’ta, 2003 yılında 4 Nisan’da, 2018 yılında da 23 Şubat’ta ilk çiçeklenmeleri görmüşüz. Son yıllarda da ya şubat ayının son haftası ya da mart ayının ilk haftasında çiçeklenme olduğunu gösteriyoruz. Bu durum çiçeklenme süresinin son 20-25 yılda bir ay öne çekildiğini gösteriyor. İklim değişikliği bunun gibi mevsimlerin kayması, sıcaklıkların artması, yaz mevsimini kış gibi veya kış mevsimini yaz gibi yaşama olarak tanımlanabilir” şeklinde konuştu.
“ÇOK CİDDİ ANLAMDA HASARLAR OLUŞTURUYOR”
2019 yılında şiddetli bir kuraklığını yaşandığını dile getiren Çiçek, “Malatya yarı kurak bir bölgede ve yağış miktarı diğer bölgelere göre düşük. Ama buna rağmen son zamanlarda bir seferde alınan yağmurlar felaket düzeyinde meydana geldi. Biz 2019 yılında çok şiddetli bir kuraklık yaşadık. İklim olaylarından tarımsal ürünler ve verimler daha çok etkilenmeye başladı. 24-25 Mart’ta bir zirai don yaşadık, 4-5 Nisan’da dolu felaketi yaşadık akabinde 11-12 n-Nisan’da çok şiddetli bugüne kadar yakın tarihte ve bu fizyolojik dönemde görülmemiş hasarları çok büyük olan bir zirai don ile karşılaştık. Geçen yıl tuttuğumuz kayıtlara göre 28 defa değişik bölgelerde şiddetli dolu yağışları meydana geldi. Bu da iklim değişikliğinin bölgemizdeki etkilerini gözler önüne seriyor. Yağışlar sonucu oluşan erozyon, toprak kaymalarından bahsediyoruz, toprak yüzeyleri aşırı sıcaklıktan dolayı bitkisizleşiyor, çıplaklaşıyor, akabinde ani yağışlarla beraber yüzey akışları, erozyonlar artıyor. BU konu ile ilgili Arguvan bölgesinde yapılan bir çalışma var, bundan 20 yıl önce yağmurlar 32 dakika sonra yüzey akışına geçerken son 5 yılda 17 dakikada yüzey akışını geçiyor. Burada iki faktör etkili olabilir ya topraklarımızın yüzeyi çıplaklaştı suyu tutmuyor ya da yağış şiddetleri arttı aşırı yağışlar toprağın yağışı emmesini engelliyor. Bu da sadece kayısı üretiminde değil diğer bitkisel ürünlerde de çok ciddi anlamda hasarlar oluşturuyor” ifadelerine yer verdi.
“ÜRÜN DESENİNİ BUNA GÖRE HAZIRLAMAMIZ LAZIM”
Malatya’da baraj ve göletlerin doluluk oranlarında ciddi düşüşler olduğunu belirten Çiçek, “Bu yıl 11-12 Nisan tarihlerinde şiddetli zirai don vakası yaşadık ve bu afet bütün meyve türleri ve bazı tarla ürünlerinde hasara sebebiyet verdi. Bu durum aslında şu an yaşadığımız bir başka tehlikeyi ikinci plana attı. Biz bu yıl tarımsal üretimde çok şiddetli bir kuraklık bekliyoruz. Su kaynaklarımızda düşüşler var. Geçen yıl kıraç alanlarda yetişe hububat alanlarında arpa üretiminde dekara 450-500 kilogram ürün alırken bu yıl 210 kilogram ürün aldık yani yüzde 50’ye yakın bir verim düşüklüğü yaşadık. Buğday üretiminde yine düşüşler yaşadık. Tarımsal sulamada kullanılan baraj göletleri ve su kaynaklarımıza baktığımızda akarsularımızda ciddi bir debi düşüklüğü söz konusu baraj ve göletlerin doluluk oranlarında ciddi düşüşler söz konusu. Fizyolojik olarak sıcaklıkların çok artması ürün ve bitkilerin su ihtiyaçlarını da artırıyor. Bitkilerin su ihtiyacı artarken kaynakların azalması nedeniyle bu yıla mahsus bir kuraklıkla birlikte önümüzdeki yıllarda da bizi ciddi anlamda riskler bekliyor. Bu nedenle biz bugünden bu tür şartlara uygun tarımsal üretim modelleri geliştirmeliyiz, ürün desenini buna göre hazırlamamız lazım” diye konuştu.
“GELECEĞE KARŞI HAZIRLIK OLMAMIZ GEREKİYOR”
Kalite anlamında Malatya kayısısının rakibinin olmadığını ifade eden Çiçek, “Bir ülke iklim şartları, toprak yapısı, insan gücü yeterli ve yerinde ise tek ürün üzerine gitmez mutlak suretle ürün yelpazesini genişletebildiği kadar genişletme yoluna gider. Biz kendi bölgemizde bir dar boğaz yaşıyoruz, özellikle ekonomik sorunlar, işçi temini, istihdam, gelir getirici ürün olması nedeniyle kayısı bizim için cazip bir ürün. Muadillerimiz var ama aroma ve kalite itibariyle Malatya kayısısı çok özel. İklim faktörlerine bağlı olarak bir ürünün hasar görmesi durumunda çiftçinin yaşamanın ve gelir düzeyini devam ettirebilmesi için ürün çeşitliliğine gitmek zorunda. Malatya kayısısının dünyada bir alternatifi olmaz bizim kayısımız dünyada bir marka ama ürün çeşitlendirmesine gitmek zorundayız. İklim bilimcileri hep şunu söyler ‘Her 50 yılda bitki deseni 150 kilometre kayar’. 1950-60’lı yıllarda kayısı plantasyonu bu kadar yaygın değil. Meyve alanında elma daha yaygındı. 1963 yılına kadar Battalgazi bölgesine bulunan şu an Ziraat Meslek Lisesi olarak faaliyet gösteren okul pamuk üretim istasyonuydu. Malatya’da pamuk üretiliyordu. Yazıhan Eğribük bölgesinde yer fıstığı üretiliyordu, hava alanının bulunduğu bölgede çeltik üretiliyordu. Bugün bu ürünlerin üretiminden bahsetmek mümkün değil. İklim, yağış rejimleri, kaynaklar değiştikçe bizde bitki desenini değiştirmeye zorlanıyoruz. Bu gerçekler ışığında geleceğe karşı hazırlık olmamız gerekiyor” söyleminde bulundu.
“CİDDİ ANLAMDA BİR AZALMA SÖZ KONUSU OLDU”
Tarımsal üretimden yeterli gelir elde edemeyen üreticilerin tarımdan vazgeçtiğini kaydeden Çiçek, “Tarımda bitkisel ve hayvansal üretimin birlikte değerlendirilmesi lazım. Bugün bölgemizde hayvancılık artık aile işletmesinden çıktı daha kapsamlı bir hale dönüştü. Destekleme modelleri de bu şekilde oluyor. Biz Ziraat Mühendisleri olarak bu desteklemeleri çok doğru bulmuyoruz çünkü Türkiye’de işletmeler küçük olduğu için aile işletmelerinin devamlılığı çok önemli. Aile işletmeciliğinin devamı için de küçük işletmelerin desteklenmesi lazım ama maalesef son yıllarda daha büyük kapasiteli işletmeler hibe şeklinde değerlendirildiği için bugün kırsal alanlarda tarımsal faaliyetlerde ciddi anlamda bir azalma söz konusu oldu. Yeterli gelir elde edemeyen doğduğu yerde doyma endişesi taşıyan kişiler kent merkezine taşındı ve üretimde bir dengesizlik oluştu. İklim faktörleri ve doğal kaynakların yer değiştirmesi ile beraber bir de nüfus kayması oldu” şeklinde konuştu.
“ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇLERDE BÜYÜK RİSKLER ORTAYA ÇIKARACAKTIR”
Kayısının Malatya için vazgeçilmez olmasına rağmen satılamayacak kadar ürün üretildiğini söyleyen Çiçek, “Biz sürekli kayısında bahsediyor her yere kayısı ekmeye çalışıyoruz. Bundan 15 yıl önce en yüksek rakımdaki kayısı bahçesi plantasyonumuz yaklaşık 1600 rakımdayken bugün 1950 rakımda kayısı bahçelerimiz var. 2019-2024 yılı 5 yıllık bir periyotta Malatya’da sertifikalı kayısı üretim fidanı toplam 6 milyon adet. Bu bağlamda son 5 yılda yaklaşık 600 bin dekar alana kayısı dikilmeye başladı. Kayısı bizim ürünümüz, dünyaya pazarlıyoruz, bir marka ama geldiğimiz nokta itibariyle bakamayacağımız kadar bahçe tesis ettik, satamayacağımız kadar ürün üretiyoruz. Bununla beraber coğrafyayı zorluyoruz. Kurak şartlarda üretim yapılmaya olanak tanıyan arazilerimizde sondajlar yaparak, kuraklık riskini göz önünde bulundurarak hala ısrarla sulu tarım modelini oluşturmaya çalışıyoruz. Bu da önümüzdeki süreçlerde daha büyük riskler ortaya çıkaracaktır” ifadelerini kullandı.
“KAYIP KAÇAK SU ORANI YÜZDE 60-70 CİVARINDA”
Tarımsal üretimin gayri safi milli hasılanın yüzde 10’u oranında desteklenmesi gerektiğine vurgu yapan Çiçek, “Malatya’da kayıp kaçak su oranı yüzde 60-70 civarında. Bu kadar su problemi ve kuraklık yaşarken kayıp kaçakların bu oranda olması doğal kaynaklarımızı hoyratça ve bilinçsiz bir şekilde kullandığımız ortaya koyuyor. Bu kaynaklarımızı daha doğru bir şekilde kullanabilmek için projeler yapmamız gerekiyor. Tarımsal üretim ve çiftçiler desteklenmeli. Gayri safi milli hasılanın yüzde 10’u oranında tarım desteklenmeli. Bugüne kadar yapılan bütün desteklemelere baktığımızda yüzde 6’yı geçmemiştir. Ama işletme kapasitemiz ve ölçeklerimiz küçük olması münasebetiyle yapılan desteklerde çiftçi başına düşün destek miktarları çok cüzi, ihtiyaçları karşılayamayacak oranda. Bu noktada daha sabit, üretim maliyetini düşürecek yatırımlar yaparak, daha sürdürülebilir bir tarım modeli geliştirebiliriz. Malatya’da 184 bin büyükbaş hayvanımız var, kaba yem ihtiyacını başka illerden taşıyarak karşılıyoruz. Bu da maliyeti yükseltiyor. Bir süre sonra da karlılığı tartışılır hale gelen sektörden insanlar kaçmaya başlıyor. Gıda üretimi her zaman çok önemli, stratejiktir, enerji ve araç olmadan da yaşarsınız ama gıda olmadan hayatın devam etmesi mümkün değil. Dolayısıyla şimdiden gerekli tedbirlerin alınması gerekiyor” diye konuştu.
Malatya coğrafyasının pamuk üretimi için çok uygun olmadığını kaydeden Çiçek, “Son 10-15 yıldır bin rakımın altında sürekli ve kaliteli kayısı alamıyoruz. Zirai don, dolu yağışları, hastalıkların popülasyonlarının artmasından dolayı kalite kayıpları gibi her yıl bir olumsuzlukla karşılaşıyoruz. Bu 10-15 yıl sonra bin rakımın altında kayısı yetişmeyeceği anlamına gelmiyor, tarımsal üretim ve ticaret açısından karlılıktan çıktığı için çiftçi zorunlu olarak vazgeçecek. Dolayısıyla yeni ürün desenlerine gitmek zorundayız. Pamuk göreceğiz diyen uzmanlar vardı, Yazıhan bölgesinde denendi oldu ama bu coğrafyada üretilmesini çok istemeyiz çünkü pamuk yetiştirilen bölgeler 5-10 yılda tahrip oluyor, verimsizlik oluşuyor. Aşırı kimyasal ve aşırı su kullanımı nedeniyle toprağın çoraklaşması, kimyasallarla kirletilmesi toprağın verimsizleşmesine sebebiyet veriyor. Bundan 5-6 yıl önce bu niyetle gelen üreticilerimize de söyledim, Malatya coğrafyasında bu su kaynaklarıyla pamuk yetiştirmek memlekete ihanet anlamına gelir” açıklamasında bulundu.
MUHABİR: MEHMET TEVFİK CİBİCELİ