6 Şubat depremlerinden etkilenen birçok il gibi Malatya’da da deprem davaları sürmekte. Söz konusu davalar için bir takım değerlendirmelerde bulunan Malatya Barosu Başkanı Onur Demez çarpıcı açıklamalarda bulundu.
“ŞU AN YAPILAN YARGILAMALARIN NETİCESİNDE DE HALA CİDDİ DEPREMLER OLMAKTA”
Deprem davalarında görülen sıkıntılara yönelik konuşan Başkan Onur Demez,
“Şöyle ki evet 6 Şubat 2023 yılında biz, Malatya ve 11 il bu deprem felaketinden ciddi anlamda hasar gördü, kayıplar yaşadı. Ancak bu burada bitmedi, depremin etkisi hala devam etmekte. Deprem bu etkisini yargılamalarda da aynı şekilde ciddi anlamda göstermekte. Ben şunu diyorum, aslında şu an yapılan yargılamaların neticesinde de hala ciddi depremler olmakta. Nasıl diyeceksiniz? Şöyle ki öncelikle burada gayret ve çaba ile ciddi anlamda yargılamaların bir an evvel sonuçlanması, adaletin bir an evvel yerine kavuşması adına çalışan hakim, savcı, avukatlarımıza teşekkür ediyorum. Evet, ciddi bir mücadele var. Yargı birimimiz depremin hemen birinci haftasında çalışmalarına başlayarak ciddi anlamda mesafe kaydetti, çaba gösterdi. Mevcut binalarda delillerin kaybolma tehlikesine istinaden bütün deliller o zaman toplandı. Ciddi ve gayret ve çabayla bir azimle çalışmalar gerçekleştirildi. Ancak geldiğimiz aşamada baktığımızda bir takım eksiklikler bir takım hatalar var. Bu hataların başlıcası en başta dosyalarda alınan bilirkişi raporları. Bugün idare mahkemesindeki yargılamalarda, hukuk mahkemesi yargılamalarında ve ceza mahkemesi yargılamalarının tamamında alınan bilirkişi raporlarından kaynaklı olarak hatalı bir şekilde verilen mahkeme kararları mevcut. Bu raporlar insanların hayatlarını maddi ya da manevi olarak etkilemekte. Ceza Mahkemesi'ne verilen rapor neticesinde bir sanığın 10 yıl, 20 yıl ceza almasına Hukuk Mahkemesi'nde bir şahsın 2 milyon, 3 milyon, 5 milyon tazminat almasına ya da hiç alamamasına yine idare Mahkemelerinde yapılan yargılamalarda bir binanın yıkılmasına ya da yıkılmamasına sebebiyet veriyor. İşte bu nedenle verilen raporlar bu kadar ciddi, bu kadar yargılamayı etkileyen hususlardır. Ancak görüyoruz ki alınan raporlarda yapılan işin anlamı ve ciddiyeti bilinmeden raporlar düzenlenmektedir. Bir bilir kişinin kendisinin hazırlayabileceği rapor sayısından kat ve kat fazla rapor düzenlemesi için verilen dosyalarda doğru bir şekilde rapor çıkacağına inancım bulunmamaktadır ve bizler maalesef bu yargılamalarda düzenlenen bilirkişi raporlarının hatalı, eksik ve kopyala yapıştır mantığıyla hazırlandığını maalesef görmekteyiz. Bu kadar ciddiyetsiz bir şekilde hazırlanan bu raporlar sonucunda insanlar biraz önce saydığım üzere ceza alması gerekirken almayabiliyor, almaması gerekirken ceza alıyor ya da tazminat rakamları doğru bir şekilde çıkmıyor ya da binalarla ilgili kararlar doğru bir şekilde verilmiyor. Bizler daha öncesinde birçok rapordaki hataları bariz bir şekilde mahkemelere sunduk, itiraz ettik. Mahkemelerin, yargılamanın elbette bir an evvel bitmesi bizler için çok kıymetli. Ancak yargılamayı bir an evvel bitirirken doğru kararla doğruyu yanlıştan ayırarak karar verilmesi yargılamanın hızlı bitmesinden daha kıymetlidir. O nedenle bu dosyalardaki alınan raporları iyice irdelemeden yapılan itirazları dikkate almadan verilen kararların hukuka uygun olmadığını düşünmekteyim”
ifadelerine yer verdi.
“ALINAN RAPORLARIN DOĞRU DÜZGÜN BİR ŞEKİLDE ALINMASI İÇİN MÜCADELE ETMEMİZ LAZIM”
Deprem davalarında yaşanan sorunları detaylandırmaya devam eden Başkan Onur Demez,
“Şöyle basit bir örnek vereyim. Trafikte meydana gelen bir kazada aracınızın 20 bin TL değer kaybına uğramasından dolayı bir dosya üç kez farklı heyetten rapor alınabiliyor iken ve bu üç tane farklı birimden rapor alınırken en sonunda da İstanbul trafik ihtisas dairesinden rapor düzenlenerek 20 bin TL değer kaybı için ATK'dan rapor alınabilirken bugün deprem dosyalarında alınan raporlar 20 bin TL’lik değer kaybı kadar kıymetli değil. Neden? Çünkü alınan raporlarda bir adli tıp incelemesi dahi yapılmamaktadır. Bunu gerek ceza, gerek hukuk ve gerekse de idare açısından söylüyoruz. Peki, soruyorum, 20 bin TL’lik bir aracın değer kaybı kadar bizim değerimiz yok mu? Yani bir vatandaşın 2-3 milyonluk malının ziyan olması hiç mi bir anlam ifade etmiyor? Ya da suç işleyen veya işlemeyen bir vatandaşın ceza almaması ya da ceza alması 10 yıl, 20 yıl hiç mi bir 20 bin TL’lik liralık araç kadar kıymeti yok? Ya da koca bir binanın yıkılıp yıkılmaması noktasında verilen kararın 20 bin TL’lik bir otomobilin değer kaybı kadar da mı kıymeti yok? Şimdi bu raporların ciddi etkisiyle kararlara çıkmakta bu dosyalar. Bu nedenle bizim öncelikle bu alınan raporların doğru düzgün bir şekilde alınması için mücadele etmemiz lazım. Bugün bir dosyada bir müteahhit ağır kusurluysa örnek gösteriyorum ya da şantiye şefi diyelim, şantiye şefi bugün bir dosyada ağır kusurlu olabilirken ya da kusurlu olabilirken başka bir dosyada hafif kusurlu oluyor. Yani asli kusur tali kusur olarak farklı farklı dosyalarda nitelendirilebiliyor. Bu kabulü mümkün olmayan bir durumdur. Bu raporlar insanların hayatlarını ciddi anlamda etkilemekte ve neticesinde 6 Şubat'taki depremler bugün hala yargıda devam etmektedir”
şeklinde konuştu.
“UYGULAMADA BİRLİĞİN SAĞLANMASI LAZIM”
Son olarak deprem davalarında yaşanan sorunlarının çözümü noktasında yapılması gerekenleri de sıralayan Başkan Onur Demez şu sözleri kaydetti:
“Peki bununla ilgili ne yapmamız gerekiyor? Bununla ilgili öncelikli olarak ceza, hukuk ve idare anlamında alınan tüm raporların adli tıptan rapor alınması, uzman kişiler tarafından rapor düzenlenmesi gerekiyor. Üniversitelerde evet geçiş olarak ciddi bir sıkıntımız var ama bugüne kadar belki bir inşaat şantiyesinde çalışmamış kişilerden biz bugün bilirkişi raporu alıyoruz ve bu raporlarda sadece bir depremin bir bina olarak nitelendirilmesi tamamen bir üç tane inşaat mühendisi tarafından değerlendirilmesi doğru değil. Bunun içerisinde başka bilirkişilerin de olması gerekiyor. Bunun içerisinde zemincisi lazım, hukukçusu lazım. Tek başına bir inşaat bilirkişiyle olan olabilecek bir iş olmadığını belirtmek istiyorum. Bu yüzden bizim bu alınan raporlarda tekrardan uzman kişiler tarafından yeniden rapor alınarak dosya içerisinde suçluyla suçsuzu ayırt etmemiz lazım. Herkese aynı türden klişe bir şekilde ceza vermek ya da ceza vermemek veya tazminat biçmek ya da biçmemek kabul edilecek bir durum değildir. Her bina her fiil birbirinden farklıdır. Bizler bunu birbirinden ayırt etmeliyiz. Evet, yüzlerce binamız yıkıldı maalesef ama bunların hiçbiri birbiriyle denk değildir. Eğer hepsi 6 Şubat depremi deyip biz bunu tek çatı altında değerlendirdiğimizde o zaman neden yargılama yapıyoruz? Bu nedenle her binanın kendine has özelliğini, her vefatın kendine has özelliğini, her suçun kendi içerisinde ciddi anlamda değerlendirilmesi gerekmektedir ve suç şahsi bir durumdur. Bu nedenle aynı dosyalarda birden fazla kişinin yapılan değerlendirmelerinin ayrı ayrı özel olarak değerlendirilerek bir karara bağlanması gerekiyor. Burada mahkemelerde bir mahkemenin bir konuda vermiş olduğu bir kararda diğer mahkemenin farklı bir şekilde karar vermemesi lazım. Yani biz buna ne diyoruz? Uygulamada birliğin sağlanması lazım. Gerek ceza mahkemelerinde gerek hukuk mahkemelerinde, gerekse de idare mahkemelerinde uygulamada birlik sağlanmalı. Yani şunu diyoruz, üst komşumun maddi zararı 2 milyonken alt komşunun maddi zararı 3 milyon olamaz. Ya da A mahkemesinde bir sanık tutuklanmışken B mahkemesinde serbest bırakılmış olamaz. Bizim bu nokta gerek ilimiz ve gerekse de tüm deprem illerinde uygulama birliği sağlanmak zorundadır. Sadece burada görev yerel mahkemelere düşmüyor. Yerel mahkemelerin dışında üst mahkemelerimizin, istinaf mahkemelerinin ve Yargıtay'ın bir an evvel kendilerine ulaşan dosyalarla ilgili hızlıca karar vermeleri gerekiyor. Deprem dosyalarında uygulamada birliğe kavuşabilmek adına bir an evvel üst mahkemelerin denetiminden geçen dosyalar yerel mahkemenin vereceği kararları daha doğru bir şekilde vermelerine imkan tanıyacak. O nedenle sadece yerel mahkemeler değil, burada istinaf mahkemeleri ve Yargıtay bir an evvel karar verip emsal dosyaları son mercinin vereceği kararı yerel mahkemelerin görmesi lazımki yargılamalar artık birden fazla kez bozma görüp tekrar tekrar yargılama yapılıp yargılama uzamaması adına yerel mahkemede doğru kararla başlayıp istinaf mahkemesinde de aynı şekilde seyredip ve Yargıtay'ın en son noktada diyeceği kararla birlikte hızlı bir şekilde sonuçlandırılsın. Genel itibariyle deprem dosyalarındaki görmüş olduğumuz sıkıntılar bunlar olup her platformda gerek bakanlığa gerek yapılan toplantılarda, çalıştaylarda bu durumu her defasında dile getirdik ve getirmeye de devam edeceğiz. İnsanlar bu yapılan yargılamalar sonucunda hakkını kazanması lazım. Hakkından ne bir fazlası ne bir eksiği. Alacağı cezadan ne bir gün eksiği ne bir gün fazlası. Hakkı neyse gerek hukuki olarak, gerek cezai olarak sorumluluğunu ve adaletin bir an evvel yerine kavuşması için insanların adaleti olan inancının artabilmesi için bu şekilde adil yargılanma elzemdir.”
Muhabir: HANİFE SARI