Şensöz, Malatya’da yürüttükleri faaliyetlerin amacının, ailelerin kendilerini yalnız hissetmemelerini sağlamak olduğunu belirtti.
“AİLELERİMİZİN BU ZORLU SÜREÇLERİNDE YANLARINDA OLMAYA ÇALIŞIYORUZ”
Malatya’da yürütülen çalışmaları anlatan Şensöz,
“Buraya gelmemizdeki asıl amaç; ne kadar uzakta olursak olalım ailelerimizin her zaman yanında olmaya çalıştığımızı göstermek. Verdiğimiz destekler arasında, onların yalnız olmadıklarını hissettirmek adına çok sayıda çalışmamız var. Bu çalışmalardan biri de ‘Mutlu Et’ yardımlarımız. Bu, vakfımıza kayıtlı çocuk ya da yetişkin fark etmeksizin ailelerimize sunduğumuz desteklerin önemli bir parçası. Hem ayni hem nakdi yardımların yanında bu tür gıda destekleriyle de ailelerimizin bu zorlu süreçlerinde yanlarında olmaya çalışıyoruz”
cümlelerine yer verdi.
“ÇOCUKLARIMIZA HEDİYELİKLER HAZIRLIYORUZ”
Mutlu Et paketlerinin dağıtımı sırasında gönüllü diyetisyenlerin ailelere eğitim verdiğini belirten Şensöz,
“Mutlu Et paketlerimizin dağıtımını gerçekleştirirken gönüllü diyetisyenlerimizin ailelerimize verdiği eğitimle onları desteklemek ve yanlarında olmak istiyoruz. Ana amacımız, bu desteği onlara bizzat ve yakından verebilmek. Bunun dışında çeşitli etkinliklerimiz de oluyor. Malatya’da birçok gönüllümüz var. Gönüllülerimizle birlikte atölyeler düzenliyoruz, çocuklarımıza hediyelikler hazırlıyoruz. Yeni yıl yaklaştığı için yeni yıla özel hediyeler de hazırlıyoruz. Bunları hem destek alan çocuklarımıza hem de ailelerimize ulaştırıyoruz”
ifadelerini kullandı.
“500 AİLEMİZ VAR, 150’Sİ ÇOCUK”
Malatya’daki kayıtlı aile sayısına yönelik bilgi veren Şensöz,
“Malatya’da vakfımıza kayıtlı yaklaşık 500 ailemiz var. Bunların 150 kadarı çocuk. Sadece lösemi değil, kanser tanısı konulmuş tüm ailelerimize destek olmaya çalışıyoruz. Yarınki et dağıtımımıza gelebilecek aile sayısı ise 50 olarak gözüküyor. Elden teslim alabilen ailelerimiz geliyor ancak bunun dışında yine gıda yardımlarımızı, bize destek olan kurumların nakdi katkılarıyla ulaştırıyoruz”
diye konuştu.
Etkinlikte ailelerle bire bir görüşmeler yaptıklarını söyleyen Şensöz,
“Yarın gelecek ailelerimizle yüz yüze sohbet ederek süreçlerini konuşacağız. Çocuklarımız oyun ablalarıyla atölye yaparken biz de ailelerimizle bir arada oluyoruz. Buna tam anlamıyla psikolojik destek diyebiliriz; aslında birbirimizi dinlemek, anlamak daha doğru bir tanım olur”
dedi.
“ŞEFFAFLIK GÜVENİMİZİN TEMELİDİR”
LÖSEV’in güvenilirliğinin temelinde şeffaflık olduğunu vurgulayan Şensöz,
“LÖSEV olarak Türkiye’nin neresinde olursa olsun vatandaşların ihtiyaçları doğrultusunda tek tek kontroller yaparak destek ulaştırıyoruz. LÖSEV’in güvenilir bir kurum olmasının temel sebebi çalışmalarımızdaki şeffaflıktır. Yaptığımız tüm çalışmaları sosyal medya hesaplarımız üzerinden paylaşıyoruz. Ayrıca web sitemizde yıllık bağış miktarları, et yardımları, Kurban bağışları gibi tüm bilgiler yer alıyor. Bağışçılarımızın yaptıkları bağışların nereye gittiğini görmesini istiyoruz. YouTube hesabımızda çalışmalarımızın nasıl yapıldığını gösteren içerikler bulunuyor. Hem sayısal hem görsel olarak bu süreci bağışçı ve gönüllülerimizle paylaşıyoruz”
cümlelerini kullandı.
Türkiye genelindeki gönüllü sayısına da değinen Şensöz, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Aynı zamanda çok büyük bir gönüllü kitlemiz var. Türkiye’nin dört bir yanından toplam 8 milyon gönüllüye sahibiz. Hedefimiz elbette 10 milyon. Gönüllülerimiz, etkinliklere ve saha çalışmalarına katılarak ailelerle bir araya geliyor. Bu süreçleri gözleriyle gördükleri için vakfın güvenilirliğine de katkı sunuyorlar.”
LÖSEV’İN KURULUŞ HİKAYESİ
LÖSEV’in kurucusu Üstün Ezer’in vakfı nasıl hayata geçirdiğini anlatan Şensöz,
“Gerçekten LÖSEV’de hiçbir şey boşuna yapılmamış. LÖSEV, 1998 yılında Üstün Ezer tarafından kuruldu. Hocamız, Ankara’da devlet hastanesinde görev yaparken çocukların durumunu görünce Türkiye’nin böyle bir vakfa ihtiyaç duyduğunu fark ediyor. O yıllarda lösemi tedavisi zor bir hastalık olarak biliniyor. Ancak çocukların hayatını kaybetmesinin temel sebepleri tedavi yetersizliği, hijyen eksikliği ve gıdaya erişim sorunları. Üstün hocamız o dönem, çocuklar için bir televizyon talep ediyor fakat yönetim bütçe yetersizliğini gerekçe göstererek bu isteği reddediyor. Daha kötüsü, hastalığın ölüm oranı yüksek olduğu için böyle bir masrafa girilmek istenmiyor. Bunun üzerine Üstün hocamız, doktor arkadaşları ve birkaç fedakâr aile ile birlikte aralarında para toplayarak televizyonu alıyor. Böylece LÖSEV’in ilk adımları atılmış oluyor”
ifadelerine yer verdi.
Şensöz, vakfın yıllar içinde büyüyen çalışmalarını da şöyle özetledi:
“Sonrasında her şey tuğla tuğla büyüyor. Uzak şehirlerden gelen annelerin çocuklarıyla birlikte kartonların üzerinde veya arabalarında kalmamaları için ‘Lösemili Çocuklar Köyü’ kuruluyor. Ardından, vakıftan destek alan çocukların ücretsiz şekilde liseye kadar okuyabileceği, Milli Eğitim müfredatına uygun çok güzel bir özel okul açılıyor. Vakfımızdaki her şey bağışlarla kuruldu. İlerleyen yıllarda amacımız sorulduğunda ise hedefimiz, üniversitelerimizin kurulması. Üstün hocamızın en büyük hayali; çocuklarımızın tıp alanında ilerleyebileceği, kansere yönelik çözümler üretebileceği bir kent üniversitesinin kurulmasıdır. Umarız her şey güzel şekilde ilerler.”
“400 YATAKLI HASTANEMİZ RUHSAT BEKLİYOR”
Vakfın hastane yatırımı hakkında bilgi veren LÖSEV Halkla İlişkiler Koordinatörü Anıl Görgülü,
“Ben LÖSEV bünyesinde 2 yıldır Halkla İlişkiler Koordinatörlüğü çatısı altında çalışıyorum. Kampanyadaki sloganımızdan hareketle; tuğla tuğla örülmüş bir hastanemiz var. Burası sadece kanser ve kanser hastalarının tedavi gördüğü bir yer değil; aynı zamanda tüm vatandaşların faydalanabileceği bir hastane kompleksi. Tam teşekküllü ve 400 yataklı olarak hizmet vermeye hazır durumda ancak ne yazık ki ruhsatımızı alamadığımız için şu an hastanemiz yarı kapasiteyle faaliyet gösteriyor. Bu süreçte ruhsatımızı alarak tam kapasiteyle hizmet verebilmeyi umuyoruz”
açıklamasında bulundu.
Lösemili Çocuklar Köyü’nün önemine dikkat çeken Görgülü, sözlerini şöyle tamamladı:
“Lösemili Çocuklar Köyü dediğimiz kompleksimizde, çocuklar tedavi sürecini aileleriyle birlikte geçirirken organik besinlerle beslenebiliyorlar. Tedavi imkânının bulunmadığı illerden gelen ailelerimiz, Ankara’da bu köyde konaklayarak çok daha iyi şartlarda tedavilerini sürdürebiliyorlar.”
Muhabir: SİNEM HATUN DAVUT