"Kapı kapı ziyaretler bitti; bayramlar değişti"

Bir zamanlar çocukların bayramlıklarını günler öncesinden hazırladığı, akrabaların kapı kapı dolaşıp hayır duası aldığı bayramlar bugün yalnızca bir anı olarak kaldı. Eski bayramları özlemle andığını söyleyen Atilla Kantarcı, teknolojinin ve toplu mesaj alışkanlığının bayramların manevi atmosferini zayıflattığını ifade etti.

GÜNCEL - 01-06-2026 10:11

Bayram sabahlarının heyecanı, yeni bayramlıkların sevinci ve kapı kapı dolaşılan akraba ziyaretleri artık geçmişte kaldı. Geleneksel bayram kültürünün giderek zayıfladığına dikkat çekilirken Malatya Kültür ve Yaşam Derneği Başkanı Atilla Kantarcı, bayramlarla ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Eski bayramları aradığını dile getiren Malatya Kültür ve Yaşam Derneği Başkanı Atilla Kantarcı, gerçekten çocukluk yıllarındaki bayramları bulmanın mümkün olmadığını söyledi.

“ÇOCUKLARA BAYRAMDAN BAYRAMA BİR ŞEYLER ALINIRDI”

Çocukluk yıllarındaki bayramları anlatan Kantarcı,

“O bayramlar, tatil olarak görülmediği yılların bayramlarıydı. Bayramlar; büyüklerin elini öpmek, hâlini hatırını sormak ve onların hayır duasını almak için bir fırsat sayılırdı. Onun için insanlar annelerinin, babalarının, komşularının ve yakınlarının ellerini öpmeye, hayır dualarını almaya gelirlerdi. Şimdi ise maalesef bayramlar tatil olarak görülüyor ve insanlar ilk fırsatta tatile çıkıyor. Bayram sabahlarına gelecek olursak. Biz bayram sabahlarını büyük bir heyecanla beklerdik. Yeni bir şeyler alınmışsa onları yatağımızın kenarında saklar, bayram sabahı erkenden giymek isterdik. Tabii o yıllar şimdiki gibi değildi. Çocuklara bayramdan bayrama bir şeyler alınırdı; ayakkabı, kıyafet vesaire. Bunlar çocuklar açısından son derece önemliydi”

şeklinde konuştu.

“BAYRAM ÖNCESİNDE EKMEK ALINIR, EVE STOK YAPILIRDI”

Bayram günleri evlerde kahvaltıdan ziyade yemeklerin hazırlandığını belirten Kantarcı,

“Bayramlıklarımızı giydikten sonra ilk işimiz büyüklerimizin elini öpmek olurdu. Bu arada büyükler bayram namazından gelir, ardından kurban kesme telaşına düşerlerdi. Kurban kesme işi bittikten sonra aile büyükleriyle birlikte sofraya oturulurdu. Ama ben ona kahvaltı demeyeceğim; bayram yemeği derdik biz ona. Malatya’da bayram günü kahvaltı yapılmazdı, mutlaka yemek hazırlanırdı. Ailece oturulur, bayram yemeği yenirdi. Sonrasında herkes dağılır ve ziyaretler başlardı. O yıllardan kalan en önemli şeylerden biri de şuydu: Şimdiki gibi kurumların hazırladığı hazır mesajlar gönderilmezdi. Tebrik kartları vardı. İnsanlar bu kartlara içlerinden gelen, gönüllerinden kopan duyguları yazar ve herkese ayrı ayrı gönderirdi. Bence bu çok önemli bir ayrıntı. Bayram günleri ekmek çıkmazdı. Şimdiki neslin pek bilmediği bir şeydir bu. Fırınlar kapalı olurdu. Bu yüzden bayram öncesinde ekmek alınır, eve stok yapılırdı. Bayram günü gazete de çıkmazdı. Bunun yerine Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından ‘Bayram Gazetesi’ yayımlanırdı”

ifadelerine yer verdi.

“TOPLU MESAJ GÖNDERİYORUZ”

Şimdiki bayramların tadı tuzu olmadığını söyleyen Kantarcı,

“Eski bayramlarla şimdikiler arasında ne fark var diye sorarsanız, açık söylemek gerekirse tadı tuzu yok artık. Teknoloji de bunda etkili oldu tabii. Gönderdiğimiz mesajlar bile artık bize ait değil. İçimizden gelmeyen sözleri yazıyoruz. Bayramı bir tatil fırsatı olarak görmeye başladık. Bir de artık kişiye özel mesaj yazılmıyor. Toplu mesaj gönderiyoruz. Hep aynı sözler. Üstelik bunların çoğu telekomünikasyon şirketlerinin hazırladığı mesajlar. Bana geleni ben başkasına gönderiyorum, o da başkasına. Böyle bir döngü içinde gidiyoruz. İçinde duygu yok, sevgi yok. Benim gerçekten söylemek istediğim hiçbir şey yok o mesajların içinde”

diye konuştu.

“DEMEK Kİ BEN GÖREVİMİ YAPMIŞIM”

Bayramların içten yaşanmadığını dile getiren Kantarcı şunları kaydetti:

“Bayramlarda duygu da kalmadı artık. Bayramı gerçekten bayram olduğu için mi yaşıyoruz, ondan da emin değilim. İçimizden gelerek yaşamıyoruz. Sanki görevmiş gibi, ‘mış gibi’ yapıyoruz. Gençlere ne söylemek istersiniz diye soruyorsunuz ama ben önce büyüklere bir şey söylemek istiyorum. Gelenekleri yaşatmak için en büyük görev büyüklere düşüyor. Kültürümüzü her fırsatta gençlere anlatmaları gerekiyor. Bakın, benim 3 tane torunum var. Daha küçükler; yedi, sekiz, on iki yaşlarındalar. Ama hepsi bayram yemeğinin mutluluğunu ve heyecanını yaşıyor. ‘Bayram sabahı olsa da dedemin başında olduğu sofrada oturup o bayram yemeğini yesek.’ diye heyecanla bekliyorlar. Buna eminim. Demek ki çocuklara bunu yaşatınca onlar da bayramı iple çekiyor. Ben çocukken annemle, babamla ve büyüklerimle yediğim bayram yemeklerini nasıl özlediysem, şimdi benim torunlarım da aynı duyguyu yaşıyor. Buradan şu sonuç çıkıyor: Demek ki ben görevimi yapmışım. Ben bütün büyüklerden de bu görevlerini yerine getirmelerini rica ediyorum. Çünkü biz yarın olmayacağız; bu nesil devam edecek. Kültürümüzü unutursak, her zaman söylediğim gibi, kültür emperyalizmi kapımızda bizi bekliyor. Bu yüzden çocuklarımıza ve gençlerimize kendi kültürümüzü öğretmek, benimsetmek ve yaşatmak zorundayız.”

SİNEM HATUN DAVUT

Günün Diğer Haberleri