“Göç ve dil elimizde olmayan bir değişim sürecine tabidir”

Malatya’da Göçün Kent Kimliği Üzerine Etkileri Çalıştayı düzenlendi. Burada panel moderatörü İnönü Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selahattin Bakan, “Göç ve dil elimizde olmayan bir değişim sürecine tabidir. O yüzden bu konuda göç ile ilgili tedbirler almamız gerektiği düşüncesindeyim” dedi.  

YAŞAM - 26-09-2025 11:10

Malatya Valiliği, Malatya Büyükşehir Belediyesi, Malatya Kent Konseyi, İnönü Üniversitesi ve Malatya Turgut Özal Üniversitesi işbirliği ile yapılan "Deprem Nedenli Göçün Malatya İline Etkileri" çalıştaylar dizisinin beşincisi olan "Göçün Kent Kimliği Üzerine Etkileri Çalıştayı" Malatya Büyükşehir Belediyesi Sanat Merkezi Konferans Salonunda yapıldı. 

“GÖÇ İLE İLGİLİ TEDBİRLER ALMAMIZ GEREK”

Göçün Kent Kimliği Üzerine Etkileri Çalıştayı panelinin moderatörlüğünü İnönü Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selahattin Bakan üstlendi. Burada konuşan Selahattin Bakan,

“Göç ve dil elimizde olmayan tabii bir değişim sürecine tabidir. Kültürel değişim kaçınılmaz oluyor. O yüzden özellikle bu küreselleşme, iletişim ve teknolojideki değişim hem dinde hem de göçte hızlı bir değişime sebebiyet oldu. Savaşlar, depremler, iklim değişikliği gibi sebepler de göçü hızlandıran unsurlar. O yüzden bu konuda göç ile ilgili tedbirler almamız gerektiği düşüncesindeyim. Yaşadığımız depremin etkisiyle geçen sene yapılan bir bilimsel çalışmada Malatya, en sinirli, en asabi insanlar topluluğu ortaya olarak ortaya çıkmış. Oysa Malatya sakindir. Demek ki depremin etkisi çok da fazla. Kültürel çatışmadan bahsedildi.  Adaptasyon da önemli dedik. Mekânsal yabancılaşmadan bahsettik.  Yani şimdi biz yerel değerleri korumaya çalışırken, yerel kültürü korumaya çalışırken büyük bir kültür emperyalizmiyle karşı karşıyayız. Bizim yeni bir kültürel yapıya kavuşmamız için bence en az iki neslin bir arada yaşaması lazım”

cümlelerine yer verdi. 

“KENTE YAŞAYANLARIN KENT KİMLİĞİNİ VE KENTLİ OLMAYI BENİMSEMESİ GEREKİYOR”

Panelde Kent Kimliğini İnşa Eden Unsurlar konulu sunum gerçekleştiren İnönü Üniversitesi'nden Prof. Dr. Murat Sezik de konuyla ilgili:

“Kent kimliğini önce o kentte yaşayanların benimsemiş olması oldukça önemli. Kentte yaşayanlar o kentte var olan herhangi bir tarihi eseri, yapıyı ya da somut olmayan soy kültürel öğeleri eğer kendinden kabul etmiyorsa, benimsemiyor burada o kimlik öğesinin ortaya çıkması, belirmesi mümkün olamayacaktır. Dolayısıyla bir kente yaşayanların her şeyden önce o kentteki o değerleri benimsemesi gerekiyor ama bununla beraber asıl benimsemesi gereken şeylerden bir tanesi kentli olmayı benimsemesi gerekiyor. Şimdi bizim bu göçlerle ilgili yaşadığımız en temel sorunlardan bir tanesi belki de bu”

şeklinde konuştu.

“DEPREM ŞEHRİMİZDE BİR KÜLTÜREL KAYIP OLARAK DA ORTAYA ÇIKTI”

Kent Kültürüne Yabancılaşmada Göçün Etkisi adlı sunum gerçekleştiren Malatya Turgut Özal Üniversitesi'nden Dr. Öğr. Üyesi Abuzer Yeşil de şu sözlere yer verdi:

“Bir deprem süreci yaşadık. Bu deprem süreci çok ciddi bir sirkülasyona sebep oldu. Bu sirkülasyonun bir kısmı dışarıya dönük, bir kısmı bize dönük, bir kısmı da içeride kendi içinde bir sirkülasyon şeklinde gerçekleşti. Bu toplumsal düzeni, hafızayı ve kent kültürünü de bir yerde sarsan bir olgu olarak karşımıza çıktı. Çok ciddi bir hareketlilik oluştu şehrimizde ve bu bir kültürel kayıp olarak da ortaya çıktı.”

“KENTİ İYİ PLANLAMAK LAZIM”

İnönü Üniversitesi'nden Prof. Dr. Bülent Yılmaz ise Kent Peyzajının Kent Kimliği ve Kent Kültürüne Etkileri hakkında yaptığı sunumunda,

“Kentler günümüzde dünya nüfusuyla baktığınız zaman inanılmaz bir yoğunluğa doğru gidiyor. Yani 2050 yılında yapılan bir çalışmada 2050 yılında kentlerin merkezlerin aslında kent çekirdeği dediğimiz merkezlerin yüzde 68'e ulaşacağı söyleniyor. Bu durumda kentsel alanların üç kat daha artacağı belirtiliyor.  Biz mevcut kentlerimizin sorunlarıyla boğuşurken bu kent artışlarının üstesinden nasıl gelinecek? Çünkü bugün bile değil mi birçok noktada kentte yaşamanın verdiği zorlukları, şikayetleri kendi içimizde konuşuyoruz, paylaşıyoruz ve birçok çözüm önerileri üretmeye çalışıyoruz. Malatya'ya baktığınızda en fazla karşımıza çıkan şey ne? Şu anda inşaatlardan dolayı toz, gürültü değil mi? Bunlar çok fazla karşımıza çıkan konular. Ama bunlar bittiği zaman ne ile karşılaşacağız? İnsan yoğunluğu, trafik, akıllı kavşaklarla bu iş düzelebilir mi, mümkün değil. O zaman kenti iyi planlamak lazım. Fiziksel anlamda iyi planlamak lazım ki bu sorunlar bir nebze bertaraf edilebilsin”

diye konuştu.

“BÜTÜNLÜĞÜ KORUYABİLDİĞİMİZ SÜRECE BİZ BU KİMLİĞİ GELECEĞE AKTARABİLİRİZ”

Malatya Büyükşehir Belediyesi İmar Daire Başkanı Gökçek Boyraz da Kent Kimliği ve Kültürel Miras İlişkisi adlı sunumunda şunları kaydetti:

“Kültürel miras kent kimliği için neden önemli?  Sanayileşme ile birlikte kentlerimiz hızla büyümeye başlıyor. Üretim ve tüketim ilişkileri değişmeye başlıyor. Doğal olarak topluluklar arasındaki kültürel farklılıklar da azalmaya başlıyor. Hatta yok oluyor. Bu yeni oluşan fiziksel çevrelerin birbirine benzeyen yerlere dönüşmesi bize geçmişten gelen biriktirdiğimiz miras ögelerini ya da fiziksel, kültürel ögeleri daha kıymetli hale getiriyor. Çünkü kimlik dediğimiz şeyi artık o inşa etmeye başlıyor. Yani bizi tanımlayan şey geçmişten biriktirdiklerimiz oluyor. Şu an küreselleşme ya da globalleşme dediğimiz bir şey yaşıyoruz bütün dünya olarak, bütün şehirler olarak. Bizi farklı kılan şey de geçmişten biriktirdiklerimiz oluyor. Şu an Malatya'da yaklaşık 1300'ün üstündeki tescilli eserimiz var. Bunların 300 civarında bir kısmı toprak altında diyeyim höyükler ve sitlerden oluşuyor. Fiziksel çevremizi şekillendiren tescilli olanlar tabii bunların tescilli olmayanları da var ama tescilli olanlarda 1000'in üzerinde anıt ve sivil mimari ile oluşuyor. Yine 15 tane de tescilli doğal sit alanımız mevcut. Göçle bu insanlar gittiğinde ya da bu şehri tanımayan yeni insanlar göçle geldiğinde aslında onların bir hatırası ya da bu yapılarla bir bağı ya da o fiziksel mekanlarla bir bağlantısı kalmamış oluyor. Haliyle benim sahiplendiğim ya da Malatyalıların sahiplendiği kadar onun sahiplenmesini bekleyemiyoruz. Bu sebeple tehdit altında oluyor kültür ve mirasımız. Aynı zamanda kimliğimiz de tehdit altında oluyor. Yani Malatya'da kimliğini kaybetmeye başlıyor. Bu bütünlüğü koruyabildiğimiz sürece biz bu kimliği geleceğe aktarabiliriz.”

Muhabir: HANİFE SARI

Günün Diğer Haberleri