Doğan, mağduriyetlere dikkat çekti: Bu sorun nasıl çözülecek?

Moderatörlüğünü Malatya Sonmanşet gazetesi Yazı İşleri Müdürü Sinem Hatun Davut’un yaptığı Bakış Açısı programında, Malatya'nın Kale ilçesinde yer alan yarısına hafif, diğer yarısına da ağır hasar raporun verildiği binanın son durumu ele alındı. Konuyu değerlendiren Duruş Medya Genel Müdürü Gazeteci Güler Hazar Doğan, “Atıl şekilde bu sorun 2,5 yıldır bekliyor. Bu sorun nasıl çözülecek?” dedi. 

GÜNCEL - 10-08-2025 10:08

Moderatörlüğünü Malatya Sonmanşet gazetesi Yazı İşleri Müdürü Sinem Hatun Davut’un yaptığı Bakış Açısı programı yine dolu dolu geçti. Programın bu haftaki konuğu, Duruş Medya Genel Müdürü Gazeteci Güler Hazar Doğan oldu.

“ATIL ŞEKİLDE BU SORUN 2,5 YILDIR BEKLİYOR”

Programda Malatya'nın Kale ilçesinde yer alan yaklaşık 40 yıllık bir binanın bir ruhsata sahip olan bir binanın yarısına hafif hasar diğer yarsına da ağır hasar raporunun verilmesi değerlendirildi. Konuyu ele alan Duruş Medya Genel Müdürü Gazeteci Güler Hazar Doğan,

“Ben garabet diye nitelendiriyorum hakikaten. Yani ucube bir durum ortaya çıkmış. Garabet mi desek, trajik komik mi desek? Hakikaten nasıl adlandıracağımızı biz de bilemiyoruz. Dünü Kale’ye gittik, yerinde gördük. Şu anda zaten arkamızda görüntüsü var. Gerçekten çok enteresan. Bakın burada kolonlardaki demirler bükülmüş. Bunları inşaat mühendislerine de sorduk. Bunun için mühendis olmaya gerek yok dediler. Burada demirler bükülmüş, yamulmuş, eğrilmiş.  Binaya da zaten Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü üç kez ağır hasar raporu vermiş. Şimdi bu bina yaklaşık 40 yıl önce yapılmış. Binaya sonradan eklenen kısım var, yani kaçak yapılmış. Bu kaçak yapıya Türkiye'nin zaten kanayan yarası tam da bu, bu kaçak yapıya ne şiş yansın, ne kebap yansın mahiyetinde Belediyeler döneminde ruhsat verilmiş. Yani öncesinde var binanın bir kısmı ön cephesi sonra da yapılan bu arka kısma da ikisi birleştirerek tek yapı gibi ruhsat verilmiş. Ancak 6 Şubat'ta sonra da yapılan bu kısma 6 Şubat'ta çok ağır hasar görmüş.  Kolonlardaki demirler bir yay haline dönmüş yani bükülmüş, kırılmak üzere. Uzmanların değerlendirmelerine acilen yıkılması gereken bir yapı niteliğinde.  Bu binaya tek ruhsat verilince binanın daha öncesinde yani ön cephesinde kalan bir merdiven varmış. O merdiven de iptal edilmiş. Ya yıkmak suretiyle ya bir başka bir nedenle o merdiven iptal edilmiş. Şimdi bu binanın yola bakan cephenin üst katındaki dükkânlara, bağımsız bölümlere geçmek için ağır hasarlı olan merdivenden çıkacaksınız, çıkmak zorundasınız. Çünkü başka bir üst kata geçiş yolu yok.  Tek tapu, tek ruhsat. Siz bu binayı resmi evraka işlerken zaten mevcut tapusundan ya da mevcut ruhsatı üzerinden işliyorsunuz binanın başka bir ruhsatı yok, ikinci bir ruhsatı yok. Hani bitişik nizam olur ama yine iki tane farklı bina olur. Farklı ruhsatı olur. Farklı tapusu olur. Öyle bir durumda da değil. İlave yapılmış. Kaçak yapılmış. Depreme gelmeden önce buradaki kaçak yapıya bir kere göz yumulmuş.  Suç buradan başlıyor. Şimdi belediyeler bu kaçak yapıya nasıl ruhsat verdi? Nasıl burayı görmezden geldi?  Nasıl burada ticari bir hayatın başlamasına izin verdi? Aslında bunun da konuşulması gerekiyor ama deprem münasebetiyle bu kaçak yapılar bu çarpık yapılaşmalar çokça konuşuldu. Fakat bizim de ülke olarak hiç akıllanmadığımızın en önemli canlı örneklerinden bir tanesini seyircilerimiz de burada görebiliyor aslında. Şimdi Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü buraya üç kez ağır hasar raporu veriyor. Bu ağır hasar raporu tabii binanın kısmen belki daha az hasar alan çünkü orayla ilgili bir teknik rapora ulaşmadık ama bir mahkeme kararı var. Belki daha az hasar olan hasar alan veya yıkım gerektirecek boyutta hasar almayan ön kısmını da kapsadığı için yola bakan cephedeki iki esnaf Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün bu ağır hasar raporunu yargıya taşıyor. Yargı kararı sonucunda mahkeme temyiz yolu kapalı olmak kaydıyla. binanın yarısının ağır hasar yarısının hafif hasar olduğuna hükmediyor. Şimdi sorun tam da burada başlıyor.  Şimdi bakın 2,5 yıldır burada bir çözümsüz durum var. Neden çözümsüz durum var? Bina tek ruhsatlı tek tapu. Yargı kararlarını da okudum, bilirkişi gelmiş burayı incelemiş ve demiş ki burası aslında tek ruhsatlı ama iki tane yapı demiş. Dolayısıyla bir tarafı ağır hasarlı, bir tarafı az hasarlı raporuyla karşı karşıya. Ama şimdi bina tek bina, tek ruhsat. Dolayısıyla ona göre işlem yapılıyor. Şimdi burada tabii bilirkişi bu raporu nasıl vermiş, nasıl yazmış? Bilirkişi raporları da yargıya taşınabilir. Bu tabii olaya müdahil olan tarafların daha yani hukukçuların değerlendirmesi gereken bir konu ama bu da ayrı bir garabet olarak karşımızda duruyor. Yani burası bağımsız iki bölüm. Ama tek ruhsatlı bir yapı üzerinde böyle bir işlem de nasıl yapılmış? Mahkeme bilirkişi raporunu esas hükme esas alarak bir karar veriyor. Mahkemenin böyle bir şey hükme esas alabileceğini göz önünde bulundurarak bilirkişi hareket etmeliydi. Böyle bir çözümsüzlüğe giden yolu açmamalıydı. Şimdi binada yıkım kararı var ama yıkım kararı yok. Sorun şu ki 2,5 yıldır bu binada tahliye olan 7 tane esnaf var. 2,5 yıldır burayı tahliye eden esnafların eşyaları, malzemeleri, dükkanlarındaki kazanç gelir kapıları, bir yandan da milli servet diyeceğimiz şeyler bir hazine arasında atıl olarak bekliyor. Yağmurun, karın altında atıl olarak bekliyor.  Hatta esnaflar o hazine arazisinin kendilerine satılmasını istemişler. Oraya dükkanlarını yapmak istemişler. O da yapılmamış. Şimdi gelinen noktada sorumuz şu. Ortada bir mahkeme kararı var.  Ama mahkeme kararları bir sorunu çözer. Sorunu çözmek için insanlar hukuka gider, yargıya gider. Ortaya çıkan mahkeme kararına itirazımız yok ama bu sorun nasıl çözülecek diye bir sorumuz var.  Vatandaşlar bina yıkılmadığı için hak sahibi de olamamışlar. Herhangi bir krediden, hibeden de yararlanamadılar. Atıl şekilde bu sorun 2,5 yıldır bekliyor. Bu sorun nasıl çözülecek? Artçılar devam ediyor, sarsıntılar devam ediyor. Depremler devam ediyor ara ara. Peki, burada bir yıkım olursa, vebal kimin olacak? Sayın Valinin bu binanın durumuna bakarak bu kaçak yapıya nasıl ruhsat verildiğini sorgulaması gerekiyor. Ruhsat verenler hakkında da işlem yapılması gerekiyor”

ifadelerine yer verdi.

“KABAHATLER KANUNUNA GÖRE SUÇ”

Kanalboyu’nun ara ara gündeme gelen temizlik sıkıntısı ile ilgili de görüş bildiren Güler Hazar Doğan,

“Bu konuyla ilgili vatandaşımıza seslenmek istiyorum, kim atıyor bu çöpleri? Sen, ben, o, biz. İçtiğimiz su şişesini, sigara izmaritlerini, yediğimiz, içtiğimiz yiyeceklerin kaplarını atıyoruz, sonra da şikayet ediyoruz.  Medeni ülkelerde, gelişmiş ülkelerde sokağına sahip çıkan, sokağının temizliğinden havasına kadar kendini sorumlu hisseden vatandaş medeni vatandaştır. Bunu vatandaş kirletiyor. Bunu biz kirletiyoruz.  Belediyeler sizin arkanızdan dolaşıp akşama kadar yediğinizin, içtiğinizin, sokağa attığınızın peşinde dolaşamaz. Bir kere kendisine saygısı olan bir vatandaş sokağa çöp bırakmaz. Çöp konteynerleri yoksa biz eleştirelim belediyeyi. Gerektiği kadar çöp konteynerleri konulmamışsa, çöpler alınmıyorsa, çöpler toplanmıyorsa biz bunu konuşalım. Ama burada Kanalboyu’nda, sokakların kirletilmesinde bizim vatandaş olarak önce iğneyi biraz kendimize batırmalıyız.  Bu sene maalesef kuraklık, altyapının ve suyun ciddi doğru yönetilememesi nedeniyle kriz yaşıyoruz. Su da verilemiyor. Orada bekleyen su yüksek ısıyla birlikte bir yosunlaşmaya neden oluyor. Yani o yosunları temizledik ama içinde pet şişeler, kuru yemiş kabukları, yenilen içilen atıştırmalıklar, kabukları var. Kanallar DSİ’nin uhdesinde sanırım ama Büyükşehir de burada belki bir el atıp oradaki yosunlaşmayı alabilir. Çünkü ağır bir koku yayıyor yosunlaşma aşırı sıcak havayla birlikte. Kabahatler Kanununa göre de suç bu, ceza da yazılabilir o vatandaşa.  Atanları uyaralım gerekirse”

diye konuştu.

“İDARİ SORUŞTURMA BAŞLATILMIŞ”

Malatya Büyükşehir Belediyesi önünde MESTON'la alakalı yapılan eylemi de değerlendiren ve bilgilendirmelerde bulunan Güler Hazar Doğan,

“Eylem ile ilgili Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı ve aynı zamanda basın müdürlüğü görevini yürüten Sayın Kadir Çelik'i aradım. Çünkü şöyle iddialar da yansıdı o eylemden sonra, eyleme katılan işçilerin iş hakkı feshedildi. Biz de dolayısıyla belediyeye sorduk. Sayın Kadir Çelik şöyle bir açıklama yaptı.  Eylemin şu gerekçeyle başladığı iddia edildi. MESTON müdürü görevden alındı. Onun için işçiler eylem yapıyor denildi. Ben bunu sordum. Herhangi bir görevden almanın olmadığını sadece oraya betondan ve çimentodan anlayan müdürün yanına bir yardımcı verildiğini belirtti. Bir de mevcut müdürün beton tesislerinin pazarlama müdürün pazarlama departmanında da 2 gün görev alınmasının istendiğini söylendi, buna karşı çıkıyorlar. Bu işçiler biz aramızda yabancıyı istemeyiz, başkasını istemeyiz, biz bir ekibiz mantığı ile yola çıkmışlar ve akşam saatlerinde belediyenin arkasında beton mikserleriyle bir eylem yaptılar. Herhangi bir görevde olmanın olmadığını söyledi Sayın Çelik. Ancak tabii şimdi durup dururken yani bu kadar depremdir, iştir, altyapıdır, çalışmalardır devam ederken hani işi durdurmak, hani depremde yara almış bir şehirde beton santrallerinin betona ulaşmak bile zorken çünkü belediye yollar yapıyor, asfaltlar yapıyor, altyapı yapmaya çalışıyor. Şimdi işin durup dururken bir klik var deniliyor orada. Arasına kimseyi almak istemiyorlar iddiaları var. Bunun üzerine bir eylem başlatıldığı ileri sürülüyor. Bu eyleme katılanlar hakkında bir idari soruşturma başlatılmış. Elbette ki işçilerin savunması alınacak. Bu savunmanın sonucunda kuruma, işleyişe zarar verildiği düşünülürse belki işine son verilen işçiler de olacak ama şu anda bir işten atılma ya da iş akdine son verilen bir işçi yok. İdari soruşturma başlatılmış durumla ilgili. Sadece bir yardımcı alınmış, belediyenin açıklaması böyle ve bir de mevcut yönetim iki günde pazarlama departmanına vakit ayrılması istenmiş. Bunun üzerine olaylar başlamış”

cümlelerine yer verdi.  

MUHABİR: HANİFE SARI

 

Günün Diğer Haberleri