Çiğ Sütte Sessiz Tehdit

İnönü Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoteknoloji Anabilim Dalı tarafından yürütülen bilimsel çalışma, çiğ sütten kaynaklanabilecek görünmez bir bakteri ekosistemini ortaya çıkardı. Araştırmaya göre, çiğ sütle vücuda giren bazı bakteriler sessizce üriner sisteme ulaşarak idrar yolu enfeksiyonlarına neden olabiliyor.

GÜNCEL - 28-11-2025 17:09

Malatya kırsalından alınan 122 çiğ süt örneği üzerinde yürütülen inceleme, sütteki bakterilerin yalnızca varlığını değil, sahip oldukları hastalık yapıcı genleri de gözler önüne serdi. Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Birimi tarafından desteklenen “Çiğ Süt Örneklerinde Escherichia coli Prevalansının ve Üropatojenik E. coli (UPEC) Virülans Genlerinin Araştırılması” başlıklı projede, örneklerde E.coli’nin yüksek oranda bulunduğu tespit edildi.

“GÖRÜNMEZ BİR BAKTERİ EKOSİSTEMİ”

Araştırmanın yürütücüsü Doç. Dr. Seval Cing Yıldırım, yıllardır çiğ sütün yalnızca “E.coli var mı yok mu?” şeklinde değerlendirildiğini belirterek, çalışmalarının kritik bir noktaya işaret ettiğini söyledi.

Yıldırım,

“Malatya bölgesinden topladığımız çiğ sütlerde E. coli oranları beklediğimizden yüksekti. Ancak asıl çarpıcı olan, bu izolatların önemli bir kısmının idrar yolu enfeksiyonlarına neden olan UPEC suşlarına özgü genetik özellikler taşımasıdır. Özellikle ‘fimA’ ve ‘agn43’ genleri neredeyse tüm izolatlarda pozitif bulundu. Bu genler bakteriye, idrar yollarına tutunma, biyofilm oluşturma ve bağışıklıktan kaçma gibi güçlü yetenekler kazandırıyor”

dedi.

Yıldırım, çiğ sütün sadece dışkı bulaşı riskinden ibaret olmadığını vurgulayarak,

“Çiğ süt aslında bir bakteri ekosistemi ve bu ekosistemdeki bazı üyeler insan sağlığı için ciddi risk oluşturur. Süt aracılığıyla vücuda alınan bu bakteriler sessizce üriner sisteme ulaşarak enfeksiyon oluşturabilir. En çok kadınlar, yaşlı bireyler ve bağışıklığı zayıf kişiler risk altındadır”

ifadelerine yer verdi.

MEVCUT DENETİM BAKTERİNİN VARLIĞINA ODAKLI

Doç. Dr. Yıldırım, Türkiye’deki gıda denetim süreçlerinin hâlâ “bakteri var/yok” yaklaşımıyla sınırlı olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bulgularımız, moleküler patojenite analizlerinin ve antibiyotik direnç taramalarının rutin gıda kontrol süreçlerine entegre edilmesi gerektiğine işaret ediyor. Tüm izolatların sefalotin antibiyotiğine dirençli olması ve çoklu antibiyotik direncinin görülmesi, antibiyotik direncinin hayvancılık ortamlarında seçilip gıda zinciri aracılığıyla topluma geri döndüğünü açıkça ortaya koyuyor. Çiftlikten sofraya uzanan çok yönlü bir direnç zinciriyle karşı karşıyayız.”

PASTÖRİZASYON ETKİLİ AMA RİSK SIFIRLANMIYOR

Uygulanan ısıl işlemlerin bakteriler üzerinde etkili olduğunu dile getiren Yıldırım, hijyen zinciri kırıldığında riskin ortadan kalkmadığını söyleyerek,

“Pastörizasyon ve kaynatma büyük oranda etkilidir; ancak sağımdan depolamaya, taşımadan işleme ve satışa kadar olan süreçte hijyen korunmazsa risk sıfırlanmaz. Özellikle çiğ sütten üretilen peynirlerde uygulanan ısıl işlemler kısa süreli ve yetersiz kalabiliyor. Dirençli bakterileri ve virülans genlerini tamamen yok etmek her zaman mümkün değildir. Toplumda korku yaratmak değil, bilimsel kanıtlarla desteklenen farkındalık oluşturmak istiyoruz. Uygun ısıl işlem, hijyen ve moleküler denetim süreçleri benimsendiğinde süt ve süt ürünleri güvenle tüketilebilir”

dedi.

6 AYDA 122 ÇİĞ SÜT ÖRNEĞİ

Araştırmada yer alan İnönü Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi Aynur Akan, Malatya kırsalından alınan 122 çiğ süt örneğinin altı ay boyunca toplandığını belirtti. Çalışmaların bir bölümünün İnönü Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Endüstriyel Biyoteknoloji Araştırma Laboratuvarı’nda, diğer bölümünün ise Sinop Üniversitesi’nde yürütüldüğünü ifade eden Akan, projeye destek veren Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi’ne teşekkür etti. (İHA)

 

Günün Diğer Haberleri