Geçmişte toplumsal dayanışma ve kültürel değerler arasında yer alan ve bu kapsamda pek çok inanç ve uygulamayla dikkat çeken Akçadağ’ın halk kültürü, halk inanışları bünyesinde bulunan Alkarısı, kırkbasması, yeni doğan çocuğa ad verme gibi süreçlerde dikkat edilen unsurlar ve daha fazlası hakkında genel anlamda şunlar söylenebilir.
ALKARISI- KIRKBASMASI NEDİR?
Alkarısı insanlarımızın hayal ettiği şekliyle görünmeyen bir cindir. Akçadağ'da dişileri alkarısı, erkekleri hıbilik olarak adlandırılır. Alkarısı kadınlara ve çocuklara, hıbilik ise erkeklere zarar verir, İnsanlarımızın hayali birer varlık olarak tasavvur ettiği alkarısı kadın suretinde, insanlar tarafından iğne batırıldığı zaman görünür olabilen, iğneyi kendisi çıkaramayan bir varlıktır. İğne batırılıp görünür olan alkarısı insanlar tarafından köle gibi çalıştırılabilir. Bunun erkek cinsi olan hibilik ise, kısa boylu, erkek görünümlü ve başında şapkası olan bir varlıktır. Bunun da şapkası başından alınabilirse görünür olmaktadır. Halk inanışlarımıza göre doğum yapan çocuk ve kadının 40 gün kontrol edilmesi, dış tehlikelerden korunması gereklidir. Yoksa alkarısı anneyi basabilir veya çocuğu öldürebilir. Alkarısını anneye ve çocuğa yaklaşmasını ve zarar vermesini engellemek için alkarısının sevmediği ve korktuğu maddeler yatağın yakınında bulundurulur. Alkarısı kötü bir cin olarak düşünüldüğü için yatağın başına bir Kur'an-ı Kerim bırakılır. Kokusunu sevmediği için sarımsak bulundurulur. İğneden korktuğu ve eğer vücuduna iğne batırılırsa görünür olacağı düşünüldüğünden bir soğana çuvaldız (kıyık-gıyıh büyük iğne) geçirilerek çocuk ve annesinin başucuna konulur. Bir miktar ip bulundurulur. Çocuğun yastığının altına ekmek parçası konulur. Kırklı kadının tek kalmamasına, başka bir kırklı kadınla karşılaşmamasına dikkat edilirdi. İki kırklı kadın istemeden karşılaşırlarsa birbiriyle iğne değiştirirler. Bu işler, kırk veya al basmasına karşı tedbir olarak yapılırdı. Kırk gün yatılan odanın aydınlık olmasına dikkat edilir, ışığı söndürülmezdi. Ayrıca kırklı kadının hastalık riskinin yüksek olduğunu anlatmak için 40 gün mezarının açık kaldığına inanılır.
ÇOCUĞA AD VERME SÜRECİ
Yeni doğan çocuğa isim verilirken dikkat edilmesi gereken bazı hususlar söz konusu Akçadağ’da bu süreçte dikkat edilen unsurlar şu şekilde karşımıza çıkmakta. Çocuğa doğumundan sonra üç ezan vakti geçmeden ad verilmez. Çocuk birkaç günlük olunca çocuğa bir ad verilir. Bu işlem genellikle bir hocaya yaptırıldığı gibi, akrabalardan bilen birisi de ad koyabilir. Bu işlem bir zamanı olmamasına rağmen, genellikle Cuma Günü, Cuma Namazı'ndan sonra anne-babanın veya dede-ninenin tespit ettiği bir isim çocuğa konulur. Ad koyacak kişi abdestli olarak gelir çocuğu kucağına alır, kıbleye yönelerek önce çocuğun sağ kulağına ezan okur, sonra sol kulağına kamet getirir. Üç defa "senin adın ..." diyerek çocuğun adı konulur. Çocuğa gelenekten gelen isimler konulmasına dikkat edilirdi. Kuran'da geçen isimlerden, ölmüş bir dedesinin veya ninesinin, din büyüklerinin, çok sevilen bir arkadaşın (asker, mahalle arkadaşları) adı verilebilmekteydi. Nadir de olsa doğumu yaptıran ebe veya hemşirenin, meşhur olan bir artistin adı da konulabilmekteydi. Özellikle çocuğu geç olanlar veya bir ziyaret yerine gittikten sonra veya kadın hamileyken rüyasını gördüğü bir ziyarette yatan evliyanın da adını vermekte yaygın olarak görülen ad verme geleneklerindendir. Bu yönüyle gelenekten gelme bir isim olarak Akçadağ ve çevresinde Aliseydi ismi yaygındır. Aliseydi ziyareti bugün Yazıhan'a bağlı İriağaç köyündeki ziyarettir. 30-35 yıl öncesine kadar Akçadağ halkı bu ziyaret yerini ziyaret eder ve çocuklarına da bu adı bırakırdı. Günümüzde popüler ve farklı isimler de tercih edilmesine rağmen geleneğe göre ad verme daha fazladır. Bu yüzden Akçadağ'da lakaplar kaldırılmadan önce ailelerin anıldığı büyük dedelerinin adlarından bir kişinin aynı isimle yaşıyor olmasına dikkat edilmesi de bir gelenektir. Akçadağ’da bazı ailelerde dedenin, babanın ve torunun ismi aynı olduğu nadir örnekler de vardır. (Devam edecek)
Muhabir: HANİFE SARI